documentry etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
documentry etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2013

Searching For Sugar Man

Aramaya inanmak.



Aramaya inanmak.
Bu filmin mottosu budur.

Bir adam kendi ülkesinde hiç bilinmeyen bir şarkıcıyken kaçak yollarla girdiği `Güney afrika`da en az `elvis` kadar ünlü olacak ama bunu kendisi bile bilmeyecek. Hayranları da onunla iligli hiç bir şey bilmeyecek.

Bu iletişim çağında böyle bir şeyle karşılaşmak insanı şaşırtabiliyor tabi ki. Ama yine de Rodriguez'in hayatı da başlı başına olay.

Film başarılı tabi ki ama merak duygusunu hiç yitirmeyen ve aklımızdaki sorulara sabırla tek tek cevap veren yönetmen `Malik Bendjelloul` gerçekten yaptığı işi ustaca kotarmış. Daha 36 yaşındayken.

9/10

The Imposter

Hastayım, hastasın, hastalar. 


Böyle hasta insanların bir araya gelmesi böyle bir olay örgüsü yaratabilir. 
Texsaslı bir ailenin 12 yaşındaki oğulları bir gün kaybolur. Bu sarışın ince surat hatlarına sahip çocuğun 3 yıl sonra İspanyada bulunduğu bilgisiaile gelir. Anca çocuk uzamış, suratı yuvarlaklaşmış ve en ilginci esmerleşmiştir. Bayağa esmerleşmekten bahsediyorum. 

Filmi ilginç kılan kısmı ailenin çocuğu olduğu gibi kabullenmesi. 
(buraya kadar ki bölümü tanıtımda da geçmekte) 


-----------Yazının Sonrası Spoiler içerir--------------

 Olayı kısaca anlatmak gerekirse: biri ispanyada polisi arar ve  bir çocuk bulduğunu söyler. 16-17 yaşlarında korkmuş bir çocuk. Polis gider çocuğu bulur sorar soruşturur ama kim olduğunu bulamaz. Çocuk Esirgemeye verir. Onlar da bilgi vermezse parmak izi kaydını alacaklarını söyleyince çocuk amerikalıy der. Aileme ulaşım der. Telefonla polisten amerikada kayıp kişileri öğrenir birinin kendi olduğunu iddia eder. Hoppola. Faks gelir. Kayıp çocuk texsaslı sarışın. Eleman saçını boyar aile fertlerinden geleni de sessiz ürkekçe inandırır (mı)!?  Pasaport çıkartır yollarlar. Tümaile fertleri inanmıştır kayıp oğullarının geldiğine. eleman nicholas gibi dolanır ortalarda. Hatta abartıp televizyon programlarına çıkıp kaçırılma hikayelerini anlatır. Ama bir özel ajan inanmaz ve araştırır. elemanın Cezayir asıllı bir fransız olduğunu ve avrupanın nerdeyse tüm ülkerinde çocuk esirgeme evlerinde kaçak kimliklerlekaldığını ve23 yaşında olduğunu öğrenir. Sınır dışı edilir. Aile ise "bizonun çocuğumuz olduğunu düşünüyorduk. kandırıldık" der. Ama belgeselin gidişinden çocuklarının öldürüldüğünü bildikleri vgizlemekiçin böyle bir oyunun içine girince göz yumdukları ihtimali belirir. Tabi ki bunu reddederler. 

Ben de ailenin çocuğun aile fertlerinden biri tarafından öldürüldüğünü bildiklerine inananlardanım. 

-----------Yazının Öncesi Spoiler içerir--------------

  
Sonuç olarak hasta bir velet var kaybolan. 
Hasta bir adam var onun yerine geçen ve bir aile var hasta şekilde durumu kabullenen(miş gibi görünen) 

Böylesine fantastik bir hikayeyi eline yüzüne bulaştırmadan çeken Bart Layton'ın oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum. Zira filmde gerçek kişileri kullanması, gerçekleri aktarırken (ima da bulunsa bile) tarafsız kalmayı başarmasıyla iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum. 

Böylesine polisiye aksiyon filmi tadında gerilimi yüksek bir belgesel izlemek sık karşılaşılan bir durum değil. Son dönemde öne çıkan belgelerden biri olarak kayda geçmeli izlenecekler listesine eklenmeli. 

8/10

14 Haziran 2009

Moore ve yeni filminin fragmanı


Moore'u çok severim. Yeni filmi Amerikan ekonomisi üzerine bir eleştiri. Oldukça iyi olduğunu okuyor, duyuyor merek ediyorum. Bakalım nasıl olacak?

Filmi için, ekonomi dersi gibi olmayacak. Daha çok bir vampir filmine benzeyecek diyor. Amerikan halkının parasını emip sömüren finançıları doymak bilmeyen vampirlere benzettiğini ve bir aydınlanma umduğunu söylemiş.

Aydınlanma? Oldu canım.

Not 1 : Evet. Amerikan sistemini nasıl eleştirirsen yap, gönlümü fethedebilirsiniz. Kalbime giden yol ordan geçiyor olabilir.

Not 2 : Tabi ki aklıma bunca Amerikan ekonomisi deyince Zeitgest:The Movie ve Zeitgest:The Addendum geliyor. Onlar da kesin izlenmesi gerken filmlerdir. Bu sistemi öyle eleştirmişlerdir ki Amreikada yayınlanması ve gösterimi yasaklanmıştır. Gözümde bu bile gerçekleri anlattığını ispatlar.

10 Nisan 2009

Tyson

Tyson'ın kısaca hayat hikayesi şöyle:
Tyson'ı muhtemelen saplanacağı suç batağından antrönörü olan ve daha sonra onu evlatlık edinen Cus D'Amato çıkardı. Tyson ilk 19 profosyonel maçını kazandı ve Dünya tarihinde ağır sıklet boks şampiyonu ünvanını alan en geç kişi oldu. Aktris Robin Givens ile evlenip boşandı. Sonra bir tecavüz suçundan hapis yattı. Burada islamla tanıştı. Hapisten çıkınca eski günlerini aradı ama en çok Evander Holyfield ile "kulak ısırmalı" maçı akıllarda kaldı. 2003'te borç batağına battı. 2005 de son iki maç yapıp emekli oldu.

Film için yapılan röportojda Tyson: Film bir Yunan trajedyası gibi duruyor. Tek sorun ise konunun "ben" olması, diyor. Film tanıdık bir anlatıcıyla sokaklarda büyümüş hırçın çocuğun dünya şampiyonu oluşunu ve sonrasını anlatıyor. 

Babasının olmayışına bağlanan bir hırçınlık. Antrönürünün babalık yapması. Onun ölümü. Uzman yorumları ya da yargılamalar yok, sadece Tyson'ın hayatının ikili dramatikliğine dikkat çekiyor film. 
Toback'ın klostrofobik atmosferi etkileyici. Bazen çoklu sahne ve ses kullanışı Tyson'ın bölünmüşlüklerini bazen korkutucu bilinçli hallerini ve bazen de gizemli yanlarını çok net gösteriyor. Film oldukça sade çekilmiş. Bitince hiç de büyüleyici bir hayatı görmüş olmuyoruz. 

Filmi görünce Muhammed Ali ile kıyaslama kaçınılmaz. Ali 2-3 kere filme çekildi hali hazırda. Ali şiirselliği, zihinsel ve fiziksel gücüyle Black Power ve Panterler adına gibi duran yapısının yanı sıra, Tyson'ın hikayesi daha çok " her koyun kendi bacağından asılır" gibi duruyor. Sloganı da "yenilgiyi kabul etme"!!

Filmde iki Tyson var. Birinde hayvanca dövüşen diğerindeyse sakince ve beklenmeyen bir kibarlılıkla kendinden bahseden.  Ayrıca süper kaslı admadan hafif iskeletimsi hal alan Tyson. Önüne gelen herkesi yeneceğini bilen adamdan şimdi sakin durgun kalan adam. Eskiden yumruklarının hızına şimdi ancak dili ulaşabiliyor. Şaşrıtıcı hızla konuşmaya başlayan Tyson olmuş. 

Yönetmen James Toback da iyi iş kotarmış. Değişik. İyi bir belgesel isteyenlere. 
7,5/10


  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP