belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2015

Samsara

Geç izlediğim için pişman olduğum belgesellerden biridir bu.


Çekimler, geçişler, neden sonuç ilişkileri herşey mükemmel bence.
Üst düzey sabır ve teknik kabiliyet ürünü bir görsel şölen.
Mutlaka izleyin ve en yüksek çözünürlükte temin etmeye çalışın.

28 Mart 2013

Searching For Sugar Man

Aramaya inanmak.



Aramaya inanmak.
Bu filmin mottosu budur.

Bir adam kendi ülkesinde hiç bilinmeyen bir şarkıcıyken kaçak yollarla girdiği `Güney afrika`da en az `elvis` kadar ünlü olacak ama bunu kendisi bile bilmeyecek. Hayranları da onunla iligli hiç bir şey bilmeyecek.

Bu iletişim çağında böyle bir şeyle karşılaşmak insanı şaşırtabiliyor tabi ki. Ama yine de Rodriguez'in hayatı da başlı başına olay.

Film başarılı tabi ki ama merak duygusunu hiç yitirmeyen ve aklımızdaki sorulara sabırla tek tek cevap veren yönetmen `Malik Bendjelloul` gerçekten yaptığı işi ustaca kotarmış. Daha 36 yaşındayken.

9/10

The Imposter

Hastayım, hastasın, hastalar. 


Böyle hasta insanların bir araya gelmesi böyle bir olay örgüsü yaratabilir. 
Texsaslı bir ailenin 12 yaşındaki oğulları bir gün kaybolur. Bu sarışın ince surat hatlarına sahip çocuğun 3 yıl sonra İspanyada bulunduğu bilgisiaile gelir. Anca çocuk uzamış, suratı yuvarlaklaşmış ve en ilginci esmerleşmiştir. Bayağa esmerleşmekten bahsediyorum. 

Filmi ilginç kılan kısmı ailenin çocuğu olduğu gibi kabullenmesi. 
(buraya kadar ki bölümü tanıtımda da geçmekte) 


-----------Yazının Sonrası Spoiler içerir--------------

 Olayı kısaca anlatmak gerekirse: biri ispanyada polisi arar ve  bir çocuk bulduğunu söyler. 16-17 yaşlarında korkmuş bir çocuk. Polis gider çocuğu bulur sorar soruşturur ama kim olduğunu bulamaz. Çocuk Esirgemeye verir. Onlar da bilgi vermezse parmak izi kaydını alacaklarını söyleyince çocuk amerikalıy der. Aileme ulaşım der. Telefonla polisten amerikada kayıp kişileri öğrenir birinin kendi olduğunu iddia eder. Hoppola. Faks gelir. Kayıp çocuk texsaslı sarışın. Eleman saçını boyar aile fertlerinden geleni de sessiz ürkekçe inandırır (mı)!?  Pasaport çıkartır yollarlar. Tümaile fertleri inanmıştır kayıp oğullarının geldiğine. eleman nicholas gibi dolanır ortalarda. Hatta abartıp televizyon programlarına çıkıp kaçırılma hikayelerini anlatır. Ama bir özel ajan inanmaz ve araştırır. elemanın Cezayir asıllı bir fransız olduğunu ve avrupanın nerdeyse tüm ülkerinde çocuk esirgeme evlerinde kaçak kimliklerlekaldığını ve23 yaşında olduğunu öğrenir. Sınır dışı edilir. Aile ise "bizonun çocuğumuz olduğunu düşünüyorduk. kandırıldık" der. Ama belgeselin gidişinden çocuklarının öldürüldüğünü bildikleri vgizlemekiçin böyle bir oyunun içine girince göz yumdukları ihtimali belirir. Tabi ki bunu reddederler. 

Ben de ailenin çocuğun aile fertlerinden biri tarafından öldürüldüğünü bildiklerine inananlardanım. 

-----------Yazının Öncesi Spoiler içerir--------------

  
Sonuç olarak hasta bir velet var kaybolan. 
Hasta bir adam var onun yerine geçen ve bir aile var hasta şekilde durumu kabullenen(miş gibi görünen) 

Böylesine fantastik bir hikayeyi eline yüzüne bulaştırmadan çeken Bart Layton'ın oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum. Zira filmde gerçek kişileri kullanması, gerçekleri aktarırken (ima da bulunsa bile) tarafsız kalmayı başarmasıyla iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum. 

Böylesine polisiye aksiyon filmi tadında gerilimi yüksek bir belgesel izlemek sık karşılaşılan bir durum değil. Son dönemde öne çıkan belgelerden biri olarak kayda geçmeli izlenecekler listesine eklenmeli. 

8/10

03 Mayıs 2011

Zeitgeist : Moving Forward

Öncekiler gibi değil



Zeitgeist'i ilk izleyince insan masa başında bu denli iyi bir belgesel görmeyi ummadığından şaşırıyor. Oldukça güzel belgelerle de seyirciyi inandırabiliyor.


Bu üçüncü filmle ilgili ise ilk akılda kalan şey; uzun olması. Oldukça uzun hem de. Sistemin çürümüşlüğünü anlatırken alternatif bir projenin (Venus Project) ne kadar yararlı ve mantıklı olduğunu aktarıyor. Bu da bilimadamlarının film boyunca verdikleri verilerle sağlamlaştırıp pekçok yanlış bilgiyi düzeltirken (sadece 5-10 tane hastalığın genetik olduğu ve genel kanının yanlış olduğu gibi) sürekli Venus Project'i övüyor. Bu da uzun süreyle sıkyor biraz.


Ama hala sistemi eleştirmesi ve artık gerçek bir belgesele bürünerek röportajlar ve teknik kalitenin artışı ile daha fazla filme benziyor.


İzlenmesi yararlı bir film neticede.

08 Nisan 2011

Inside Job

işin iç yüzünü görmek için


2008 ekonomik krizinin iç yüzünü gösterişi ve bunun cesurca yapışıyla etkileyici bir film. arkasına büyük bir hollywood yıldızını (matt damon) alabilmesi ise gücünü arttıran faktörü.


yüksek lisans sırasında finans hocas sormuştu açıklamamızı istemişti. gittik araştırdık. ama bu belesel olayın içyüzündeki yöneticilerin kişisel açlıklarının topluma nasıl sirayet ettiğini sert şekilde dillendirişi güzel.


Ama itirf etmeliyim ki olaya uzak olmadığı halde anlatım sırasıda finansal veriler girince grafikler bile açıklayıcı olamayabiliyor. tam anlamasanız da inanıyorsunuz tbi ama havada kalan bazı mali konuların yarattıklarını.


8/10

08 Ağustos 2010

Capitalism A love Story


Zeitgeist'ten sonra yavan kaçtı biraz.



Micheal Moore muhalif sesiyle Amerikayı eleştirmeye devam ediyor. Bu kez Amerika ekonomisinin mevcut halini ve birilerinin yönetimleri etkisi altına alarak nasıl zengin olrken insnaların ölümne ya da evsizliğine sebep oldukları.

Karışık oldu biraz. Yani Zengin daha zengin, fakirin daha fakir oluşunu gösteriyor. Ama filmle ilgili bazı sorunlar var. Öncelikle girişteki minimal öykülerle dramatizasyon yapmaya çalışıyor. Bir ailenin elindekileri kabedişiyle başlıyor. Tam olarak nedenler igöstermeyişi soru işareti. Ayrıca büyük bankaların ve devlet adamlarının dolandırıcılıklarını gösterirken de basitleştriemiyor olayları. Kaçıyor bazı yerleri.

Teknik sorunları olduğu aşikar. Ama bu yanlış demek değil. Anlattıklarının hepsi doğru ve sadece Amerika için geçerli değiildir sanıyorum. Baştakiler rüşvetler karşılığında finans şirketlerine arka çıkıyor ve vatandaşını hiç ama hiç kollamıyor. Filmin finalinde ki sosyalizm övgüsü ise Moore'un siyasi görüşünü açıkca belirtmekten krkmayışının eseri. Haklı olarak en iyinin sosyalizm olacağını eşitliğin önemli olduğunu göstermesi önemli.

Pis oyunları seyretmeye devam edeceğiz. Moore gibi zeitgest gibi gözmüze sokanlar da nafile çabalarına rağmen pes etmek istemeyen aktivistler. Gönülden sevdiğim adamlar.

8/10

13 Mart 2010

Global Metal


"Bir Metalcinin Yolculuğu"ndan sonra aynı kişi tarafından yapılan Global Metal, ilk film sonrası dünyanın heryerine gelen mektuplar sebebiyle metal müziğin dünyanın her yerine yayılışını ve oradaki etkilerine değinmek istiyor.

Ama ilki gibi etkili bir film olamıyor. Heralde bu yüzden de dvdsi indirimli olarak 4 liraya alınabiliyor. Biraz acımasız oldu fark ettim ama ilk dakikalarda brezilya ve sapultura temalarından sonra sıkmaya ve her ülkede kendini tekrarlamaya başlaması 20. dakkadan sonra filmi çekilmez kılıyor.

Ayrıca uzakdoğuda muhtemelen satacağının düşünülmesiyle sürekli oradaki ülkeleri gezmesi de kabak tadı veriyor ve filmi ileri sararak izlemenize sebep oluyor.

Yerel halkın demografik özelliklerine çok az, siyasetine çok az dokunmakla olmuyormuş demek ki. 3 ülke gezip detaylandırsa daha iyi olaiblirmiş. Gözleirimiz türkiyeye uğrarlar mı diye de bakındı ama nafile.

5/10

14 Ağustos 2009

Les Paul ve The Edge ve Jack White ve Jimmy Page

Les Paul ölmüş. Gitarım yok ve çalmayı da bilmem. Ama bir sürü şarkı var bu adamın ürettiği gitarlarla yaratılmış. O yüzden üzüldüm biraz. Umarım gittiği yerde vardır bir kaç gül ağacı da yeni gitarlar yapabilir.




It Might Get Loud, David Guggenheim imzalı bir belgesel. Jack White'ın nasıl müziğe başladığı , nasıl geliştiği
ve etkilendiğini - U2'dan The Edge ve Led Zeppelin'den Jimmy Page- anlatan bir müzik belgeseli. Umarım bir an önce buralara da gelir de çok meraklanmayız.


  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP