romantik-komedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romantik-komedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

06 Ocak 2011

Cyrus


Dikkat çeken şey senaryo üzerindeki yenilikleri yapma cesaretini gösteren filmlerin genelde komediler olması. Amerikan sinemasını canlı ve hala izlenilir kılan büyük yapımlar kendini tekrarlamayan komediler gibi duruyor. Tabi genelde bağımısız ruha sahip olmalarının da bunda etkisi yok değil.

Cyrus eğlenceli bir film. Ama eğlenceli demeden önce naif demek doğru. Gerek karakterleri gerek çekimleri ve senaryosuyla oldukça sade ve samimi.

John (John C. Reilly) müzmin bir bekardır ve eski karısının (Cathleen Keener) zorlamalarıyla bir kadınla tanışmaya çabalamaktadır ve çabalamayı bıraktığı ilk anda Molly (Marissa Tomei) çıkar karşına. John çaresiz anında yakalamasına rağmen ondan elektirik alır. Ki John ilk sahnede kendisini tanıtırken oldukça acımasızdır(bir yerde shrek'e benziyorum dedi hatta. haklı da). Yine de bizlerin olmaz dediği olur ve ilişkiye girerler. Ama arada bir engel vardır. Annesini kimseyle paylaşmayan Cyrus (Jonah Hill). Sinsice planlarıyla ilişkiyi bitirmek için çabalar durur. Daha doğrusu başlamasına bile izin vermek istemez. Cyrus 22 yaşındadır.

Çok klişe gibi görünse de akışı ve devamıyla pek çok farklılıklar var. Zaten çekimleri ve oyuncularıyla da bağımsız havasını hissetmek mümkün. Oyuncuların orta üstü performansları ve karekter odaklı kamerasıyla bizi içine alıyor. (John'un açısından baktığımız sahnelerde sadece sonda kameranın netlik kazanaiblmesi ve öncesinde sürekli hareketli ve flulaşması ise güzel ayrıntıydı).

Hızlı akmasa da sıkıcı olmayan ve insanı saran sıcak bir film Cyrus. İzlenesi.

7,5/10

02 Ağustos 2010

Youth in Revolt

ilk kriterim her zaman sıkılmamk üzerine kurulu.

bu filmde sıkılmıyor hatta buna fırsat bulamıyorsunuz.

Fransızlardan etkilenen kızlar hep farklıdır. Enteldirler. Müzik film kitap sever anlarlar. Fransız erkeklerine hayrandırlar.Çılgınlık yaparlar. Coollardır. İşte tam böyle bir kız var bu filmde. Hoş da. Bir de bildiğin mal sayılabilcek, yine amerikalı ama hiç yabancı estetiğine sahip olamayan aslında yine kültürlü birikimli de olsa çocuk sayılaiblicek bir erkek. Çelişkili değil mi?

Düşündüğünüzden daha çelişkili zaten ve filmi eğlenceli kılan da bu. Aşkı uğruna içine bir Fronçois kaçıran dostumuz kıza ulaşmak için kızı bile harcamayı göze alabiliyor. Bonny ve Clyde gibi kaçmayı düşünüyor, La stradan bahsedip içindeki serseri pis fransızı ortaya çıkarıyor. Sanki biraz karakterlerden millet eleştiriyor :) (evet klişe yorumlar yapmayı seviyorum) .

Filmin Wes Anderson derinliğinde olmasa da zengin karakterleri filme renk katarken bazı yerlerde yükselen komedi dozu iyice de eğlenceli kılıyor. Filmin derinlemesine bir yanı yok. Micheal Cara yine loser modunda durup kız tavlamak ister. Dünya ona karşıdır ve o bunun üstesinden gelecketir (mi)?

Romantik komedi işte. Al sevgilinle izle. Ama "senin niye içinde asi bir Fronçois yok" derse ağzının ortasına yapıştırın bir daha konuşmasın, yoksa ömür billah dırdır çekersin (sexistim evet :)

7,5/10

06 Temmuz 2010

barfuss


deli işi bir film.


farklı bir romantik komedi. aklı başında değil. aksasa da samimi. öyle sokuyor ki insanı içine, yeri geldiğinde utançtan başını yorgana sokuyor, yeri geldiğinde onlarla birlikte gözlerin doluyor.

til schweigerin hem yazıp hem yönetip hem oynuyor. Büyük ihtimalle filmin aksayan yönerin bundan yana. Ama aynı durum filmin kişisel ve fazla sıcak olmasını sağlıyor. Inglourous Basterds'ın sert Alman'ı aslında nelere kadirmiş görmüş olduk. Nick tutarsız, serseri ama bağımsız bir karakter. Bu bağımsızlık umarım Hollywood'a bulaşmayarak korunur.

Filmin kadın karakteri johanna wokalek ise oldukça iyi bir performasn sergiliyor. O boş bakışlar, ani öfke nöbetleri en çok da safça gülümsemesi ve filmin sonuna doğru ağlayarak aşkı tasviri. Ne güzel ablamızsın sen ....

Filmin hiç konusunu anlatmayacağım. İzleyecek olana sürpriz olsun. Ama seveceğinize garanti veririrm. Yok sevmezseniz ben sizi taş kalplilikle siz beni fazla romantik olmakla suçlayabilirsiniz. Olsun. Siz yine de izleyin.

En sevdiğim sahne ise : rahat ol. alışveriş böyle birşey. sevdiğin şeyi git ve al dediği sahneydi. kızın rahatlığı süperdi. satın almaya karşı alerjisi olan beni de biri eğitmeli.

8/10

15 Haziran 2010

Cashback


Zamanı dondur

Sevgilisinden ayrılan erkeğin nefes alamaması, uyuyamaması ve zamanı geçirememesi üzerine yapacağı yegane şey zamanı dondurmaktır. Böylece o sürede istediğini istediği şekilde yaparak hali hazırda fazla olan geçmek bilmeyen zamanı arttırsa bile eğlenceli şeyler yapabilir.

Bol ödüllü kısa filminin (Oscar adaylığı da var) ilgisiyle yapımcıların da ilgisini çeken Sean Ellis, uzun metrajlı halini yaratır ve kısa filmini uzunun tam ortasına koyar.

Sevgilisinden ayrılınca uyuyamayan ve fazladan elde ettiği sekiz saati çalışarak geçirmeye başlayan Ben'in hikayesi filmin başından ve ekseninden sapıyor olsa da sıkılmadan izleniyor. Okuldan ve eski sevgiliden, eğlenceli arkadaşlar ve yeni bir kız olanağı sunan süpermarket anlatmaya başlıyor. Bu hikaye ve başlangıçla alaksız olsa da bunun romantik komedi olduğunu düşünüce hiç de fena değil.

Romantik komedi sayılabilecek film güzel kadınlarıyla da ilgi çekici olmayı başarıyor ayrıca.

18 Ocak 2010

Soul Kitchen

Yemek ruhun gıdasıdır.


Anlatacak özel bir senaryo yok. Yani olaylar örgüsü çok sürprizlerle dolu değil. Ama film boyunca Fatih Akın'ın anlatısına hayran kalmamak hatta bu sırada filmdeki mekanlar ve kızlara (kadınlar için erkeklere) hayran kalmamak elde değil.

Başından sonuna eğlenceli, müzikli ve hareketli bir film var karşımızda. Bu harekete rağmen filmin başında acele etmeden herşeyi iyi pişmiş olarak servis ediyor Fatih akın. Ama hondurastan gelen ağacı kullandıktan sonra afrodizyak etkisi yönetmeni de sarıyor ve son yarım saat (belki 20 dakikası) hızlı hzılı olup bitiveriyor. Aldente gelen son biraz afallatıyor haliyle izleyiciyi. Az pişmiş olmasının yanı sıra gerçekçilikten uzak komedi ögesi devreye girip bize mutlu sonu getiriyor.


Tabi ki unutulmaması gereken bunun bir "feeling good movie" olduğu. Ve bunun hakkını vererek yerine getiriyor. Duvara Karşı ve Yaşamın Kıyısından sonra yorulduğunu söyleyen Fatih Akın başkasına bile vermeyi düşündüğü projeyi gerçekten Im Juli tadında bu sefer ülke ülke gezmeden çekiyor. Evini Hamburgu karış karış bize gösteriyor.

Soul kitchen gerçekten güzel bir film. Sıcak bir film. Sesi açıp müziklerde dans ederek izlenebilecek bir film. Mutlaka izlenmesi gerekenlerden.

8/10

17 Ocak 2010

An Education

Bilmelisin ki ...
sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pismanligin uzun yillar
sürüyor. *


Peter Sarsgaad'ı heralde ilk defa gülerken gördüm.

Hayatın sadece sınıfta öğrenemeyeceğini ve eğitim, aile ve aşk hakkında bir şeyler söyleyen büyük bir klişe an education. ne romantik komedi ne gençlik film ne de ahım şahım bir hikaye. nick hornby 1960lar dan bir hikayeyle çıkıyor karşımıza ama bize hiçbirşey sunmayan ve üstelik eski türk filmi tadında gidip biten bir film sunuyor.

tek hayali -babasının da zoruyla- oxfordda okumak olan akıllı ama aslında güzel de olan kızımız bir aşka savrulur ve sonuçlarıyla karşılaşır. burdan bizi eğlendiren tek şey ise bahsi geçen tablo, şarkı ve buna benzer sanat diyalogları. başka da bişey yok.

5/10

*can yücel

24 Aralık 2009

away we go


sıcak, güzel bir yol filmi. romantik komedinin dozu ayarında.
zaten bu kadar sevmese sam mendes aynı yıl ikinci film olarak çekmezdi.

aile kurmak ve bir ev bulmak için yola çıkan çiftimiz, şehir şehir gezip hem doğacak çocukları hem kendileri için en iyi yeri ve oradaki insanlarla iletişimlerinin nasıl olduğunu görmeye çalışırlar.

mükemmel çift olduklarını düşündüğüm bu iki güzel insan, yolculukları sırasında amerikan aile sistemini, kendini hippi sanan herbalistleri, çocuğunu terk edip gidenleri kısaca kimi görürlerse eleştirirler. bunu da ayarlı yaparlar.

filmle ilgili kafamda iki soru var : 22 yaşında bir kızın ailesini kaybetmesini bu kadar trajik hale getirmesi ve bu konuyu uzatması can sıkıcı. ikinci olarak arkadaş hani sizin çok paranız yoktu. Nasıl ülkenin dört bir yanını gezdiniz 2 haftada uçak, tren araba kirası. piii. bir ben fakirim lan.

ama film çok tatlı. alın sevgilinizi izleyin lan.
çok yalnızım be atam! sevgilinizle. unutmayın.

7.5/10


16 Kasım 2009

500 days of Summer

Teoman'ın Bir kadın Bir erkek şarkısından :
kadın gider
erkek içer

When Harry Met Sally nasıl zamanın ötesindeyse bu film de benim gözümde öyle. Günümüz ilişkisine layıkıyla bir bakış atıyor Marc Webb.



Tom Hansen kendi mesleğini yapmaya çaba sarfetmeyecek kadar tambel(belki de umursamaz) bir tebrik kartı yazarı. Ve bir gün, hayatının sonraki 500 gününün ilk günü oluveriyor. (Evet hepimizin sonraki 500 günü başlatan bir günü var) Ama biz Hansen'i (çavdar tarlası çocuklarında bahsi geçen Hansen'e benzer bir umarsızlığa ve yaratıcılığa sahip olsa da onun kadar serseri ve güçlü değildir) değişik günlerinin değişik ruh halllerindeyken görüyoruz. Mesela gün 344 hansen ağlar. Gün 14 Hansen vaz geçer. 45 Hansen sokaklarda dans ediyor. Gün 500 hansen mutsuz. Gün 1 hansen gerçekten umutlu. (bu rakamsal değerler "mod500" de hesaplanmıştır)

Filmin bir erkek filmi olduğu aşikar. (High Fidelity'e kadın filmi diyenler vardı. Onlar buna da öyle diyebilirler belki). Bir erkeğin aşk döngüsünü gözler önüne seren. Tüm inişleri ve çıkışlarını bizlere yansıtan. Belki tam taraflı değil (kızın ağzından çıkanları hep ikinci kere duyoyoruz zira ve mantığımız onunkiyle çakışıyor) ama erkeğin duygusal değişimini bizim taraf olmamızı sağlayarak aktarıyor.



Yani gördüğüm şeyin bir önemi yok. Ben o adamın hallerini hissediyor ve ekran karşısında kızıyor bağırıyor gülüyor ve ağlıyorum. Sanırım filmin farklı kurgu, mükemmel müzik, iyi oyunculuk performanslarından çok (ki bunlar gerçekten önemli) bana birçok filmin hissettiremediği yoğunlukta şeyler hissettirmesi önemli kılıyor bunu. şeyler diyorum çünkü hayat tek düze değil ve içinde herşey var.



Bu film tesadüfen bol alkollü yoğun diyaloglu bir gece, "Çölde Çay" konuşulduktan sonraki gün izlendi. Sanırım Port Moresby, Joel Barish ve Rob Gordon; Tom Hansen tadında adamlar. Sanırım o filmleri sevdiğim için bu filmi sevdim. Sanırım biraz daha yazarsam kişiselleşen bir yazım olacak. Öperim herkesi.



İlkbahar, yaz, sonbahar...

Evet sonbahar iyi. Orda kalalım.



9/10



Not: soundtrack'i mutlaka dinleyin. fake sağolsun yollamıştı.klavyesi bu tarafa uğramasa da.

13 Ağustos 2009

İzmir Ankara arası Sinema Festivali

İzmir - Ankara arasına 4 film sığdıracağım aklıma gelmezdi. 2 saat uyku 15 dakika mola bir de.

Reklam yapacam ilk defa. Pamukkale'nin Pamukyol diye bir seferi var. Şu 3 koltuklu otobüsler. Herkesin kendi ekranı var ve herbirinin içinde de 30-40 tane film, 3-4 tv kanalı, müzik yayını falan var. Mümkün değil yolda rahat koltuğuna oturup sıkılamazsın. İlk defa bir yolculukta bir şey okumadan yol bitti.

Eğer çoğunu görmüş olmasam eğlence katsayısı artardı. Neler yoktu ki:
Stranger Than Fiction, Be Kind Rewind, Crash, 28 Weeks Later, Persapolis ... Uzuyor liste. Aksiyon da var, romantik komedi de. İyi yani. Şiddetle tavsiye ederim.

Neler izledim peki?
23 Numara. Bir daha Joel Schumaher izlemeyeceğime yemin etmiştim.
Keşke yeminimi bozmasaydım. Ama burdan herkese duyuruyorum ki bir kez daha ve son defa yemin ediyorum bu adamın filmlerini izlemeyeceim.
Bir de Michael Bay var.

Film nasıldı? Bir kitap okursun hayaın değişir. Bir kitap okursun kendini kaybedersin. Sonra geçmişini öğrenirsin. Ama Jole iyi adamdır, filmlerindeki adamlar da öyle. Eskiden katil olduğunu öğrenmiş psikolojik sıkıntıları olan adam erdemli davranır ve adalete teslim olur. Biri de bu adamı alsın götürsün.

Ps: I love You. Dear Frankie'den sonra Gerard Butler'ı tekrar mektuplar arkasında görmek beni şaşırttı ve üzdü. Kocaman da adam. Kaslı falan, yakışıklı uzun boylu. Oynadığı filmlerse Macera Adası, Dear Frankie ve Ps I Love You. Lan ya çocuk filmi ya da romantik komedi. Hiç yakışmıyor.
Bu film ise kötü. İyi diyenin alnını karışlarım. Bu bir başarı hikayesi, hayır bir aşk hikayesi hayır süperman. Valla Gerard gibi kocan olsun isterse mezarda olsun.
Bir sürede romantik komedi izlemeyeceğim. Evet otobüste izlediklerime bir süre ara veriyorum ama yine de hizmet süper bak.



Çılgın Garsonlar : Hayatta izlediğim en gereksiz filmdi heralde. En kötü olmaması ise enrteresan. Hayatta bir şey olmayıp garson olmuş ve kendi iç dünyalarında takılna bir grup adam ve kadın mutfakta neler yaşıyor onu göryürouz. Bir günde olabilecekler, hayatı sorgulama ve bir sürü anlamadığım şey. Neyse izlemeseniz de olur. Anca film bulamayınca otobüste izlenir.

Son film ise Becaming Jane idi. E okadar kitaptan dönem filmi olur da Jane'in kendinden olmaz mı? Oldukça kötü gereksiz bir film. Yarım kalmış bir aşktan başka hiçbir esprisi yok bu filmin. Ki o filmlerin yarısında işlenen bir konu. Gereksiz bir şatavat. Gereksiz zaman kaybı.


Kötü filmler benim tercihimdi. Bir filmi tekrar izlemek hoşuma gitmediği için bunları seçtim. Yoksa daha da eğlenceli olacağı kesindir yolculuğunuzun. İyi yolculuklar efem.


07 Nisan 2009

Amerikan Komedisi - Depresyona Bire Bir

Kötü film izlemeyi ne zaman alışkanlık haline getirdim. Ne zaman kötü film sayısı iyi film sayısını geçti bilmiyorum. Eski sinema tutkusundan eser yok şimdi. Film arşivim bir arkadaşımda ve geçen gün o çantalardan birine göz gezdiririken izelediğim filmleri hatırlayınca kendimden utandım. 

Dün gece de öyle. Canım sıkkın ve ben kurtulmak için kötü filmler izliyorum. Ve daha kötü oluyorum. Evet, anlık gülüşmeler mutlaka var. Ama istediğim şey gerçekten "How to lose friends and alienate people" ya da "Yes Man" mi?
Tersine bir kırılma umudu taşıyorum. Gayem bu aralar bunu gerçekleştirmek. Bilgisayar başında sandalyede izlemek buna nedendi, sanıyorum bunun da çaresine beni düşünen biri bakacak.  Artık bahanem yok. Hafta itibariyle biraz daha eli yüzü düzgün şeyler izleyecem. Yeter artık, değil mi?

Neyse dün geceki iki film eğlenceli olmanın ötesine geçemeyen filmlerdi. 

How to lose friends and alienate people

Eskiden kırsaldan büyükşehire gelenlerin uçuk hareketlerinin kendini beğenmş amerikalılar tarafından nasıl yadırgandığını bu arada olmayacak bir kıza aşık olduğunu ve bu avanak yükselince eni sonu bu kızla birlikte olduğunu izledik ya. İşte bu filmde farklı olan tek şey adamın kırsal değil de İngiltere'den gelmesi. Ordan gelenlere köylü muamelesi yapılıyor demek ki.
Klişeler yumağı bir film. 2-3 sahneden öteye geçemeyen eğlence ve bolca zaman kaybı.
Ayrıca Hollywood aşçı olmak isteyen insanlardan sonra şimdi de dergide çalışmak için çırpınan insanları konu alıyor. Acaba dergi sektörü battığı için mi bu yardımlaşma. Baksanıza Devil Wears Prada, Confession of a Shophofolic vb. tonlası. İyi körler sağırlar birbirini ağırlar durumu olmuş.
6/10

YES MAN

Yes Man gecenin iyi komedisi aslında. Hayatı kendine zindan eden Carl "Evet" demeyi öğrendiği hatta bunu düstur haline getirdiği bir konferanstan sonra herşeye evet demeye başlar. Bu sayede herşey yoluna girmeye başlar. Biriyle tanışır, arkdaşlarıyla arası düzelir, mutlu olmaya ve işinde terfi almaya başlar. Sonra klişemiz neydi hatırlayalım? Önce kötü olur gibi oluyor bir şeyler, ama sonra? Da daa : Mutlu son!
Neyse klişelerinin en büyüğü Jim Carey'in eski salak ile avanakdaki haline dönmesi de olsa keyifli ve sıkmayan bir filmdi. Tavsiye edilir hatta. 100 dakika gelir gider. İlk filme göre de az sıkar. Neyse uzatmayayım.
7/10

Not: Hani ikisinden de nefret etmiştim? Aslında filmlerden nefret etmiyorum sanırım.

05 Mart 2009

Sonsuz Liste




Ne keyifli filmmiş. Ne güzel bir şarkı listesiymiş. 
Gerçekten sevgiliyle otur izle. 
Ben sevgiliyle izlemedim ama yanımdaki çift oldukça keyifli gibiydi.
Herkesin seveceği bir film. 

Filmin müzikleri de oldukça keyifli. Bir Garden State OST gibi yeni gruplar yaratabilir.



  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP