porco rosso etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
porco rosso etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2013

2013'ün Beklenen Filmleri - II

“Snowpiercer”

Sinopsis: Dünyanın sonu gelmiştir ve bir tren nükleer buzul çağında insanları taşımaktadır.
Bilinmesi gerekenler :   The Host ve Memories of Murder filmlerinin başarılı yönetmeni Bong Joon-ho'dan ingilizce bir bilimkurgu. Başrollerde Chris Evans, Jamie Bell, Tilda Swinton, Song Kang-ho, John Hurt, Octavia Spencer, Allison Pill, Ed Harris ve  Ewen Bremner. Ama film Bong-Joo-ho için izlenir.



“Stoker”

Sinopsis:  Babasının ölümünden sonra annesiyle kendisi yanına taşınan amcanın harektlerinden kıllansa da genç kız kendini ona yakınlaşırken bulur.  Bilinmesi gerekenler  :   Yine uzak doğudan Amerikaya transfer olan yönetmen Park Chan-wook, başrollerinde Mia Wasikowska, Nicole Kidman ve Matthew Goode ile birlikte. Sundance'te gösterilmesi planlanıyor. İntikam serilerinden sonra Amerikada ne yapacağını merakla bekliyoruz. 



“To The Wonder”

Sinopsis: Amerikalı bir adam ile Avrupalı kadının ilişkilerinin bitişini konu alıyor. 
Bilinmesi gerekenler :  Terrence Malick'in başrolunde  Ben Affleck i oynatması ve kadroya   Rachel McAdams (filmde 10-15 dakika görnüyormuş)  ve parlayan yıldız  Olga Kurylenko var. Ek olarak rahip rolünde  Javier Bardem,ve diğerleri olarak  Rachel Weisz, Jessica Chastain, Michael Sheen, Amanda Peet ve  Barry Pepper  yer alıyor. Tree of life'a benzetilen film Mallick için izlenir. 



“Trance”

Sinopsis: Bir sanat takipçisi kayop bir tabloyu bulmak için yanına çete üyesi bir adam ve hipnoz gücü olan birini alarak işe koyulur. 
Bilinmesi gerekenler: Trance için Danny Boyle'un  Shallow Grave'den bu yana en kirli karanlık filmi denmekte ki senaryo aynı kişi tarafından yazılmış. James McAvoy ,Vincent Cassel (mafyatik tip) Rosario Dawson (hipnozcu). Filmin Inception'a benzediği söyleniyor.  



“Twelve Years A Slave”

Sinopsis: 1800'lerde kaçırılıp köle olarak atılan bir adamın hikayesi. 
Bilinmesi gerekenler :  “Hunger” ve “Shame” 'in İngiliz yönetmeni Steve McQueen yine kült oyuncusu Michael Fassbender ile işbirliğinde. Brad Pitt ve Beasts Of The Southern Wild'ın yıldızı Dwight Henry ve  Quvenzhané Wallis da filmin kadrosunda 









The Wolf Of Wall Street

Sinopsis: New Yorklu bir borsacı yolsuzluk ve mafya işleriyle ilgili bir davada kötü adamlarla işbirliği yapmayınca olaylar gelişir. 
Bilinmesi gerekenler : Martin Scorsese ve kült oyuncusu Leonardo DiCaprioThe Sopranos” ve  Boardwalk Empire” ın yazarı olan Terence Winter 'ın Wolf isimli kitabından uyarlama filmin kadrosunda Matthew McConaughey, Jonah Hill, Jon Favreau, Kyle Chandler, “The Artist”'ten tanıdığımız  Jean Dujardin, Margot Robbie var. Sürpriz olarak  Rob Reiner ve Spike Jonze'un küçük sahneleri var. 



The Young and Prodigious Spivet

Sinopsis: 12 yaşındaki haritacı Spivet , Smithsonian Institute'ye kabul edilir. Ve ailesiyle tüm ülkeyi baştan sona giderek oraya varmaya çalışır. 
Bilinmesi gerekenler:   Jean-Pierre Jeunet Amerikayı son ziyaret ettiğinde  "Alien: Resurrection," ile hiç de iyi yorumlar almamıştı. Ama şimdi  Reif Larsen'in kült romanı "The Selected Works Of T.S. Spivet," ile tekrar dönüyor. Başrollerde Kyle Catlett,  Helena Bonham-Carter, Callum Keith Rennie, Kathy Bates ve Judy Davis var. Filmin sürprizi 3d olması. 



"Grand Budapest Hotel"

Sinopsis:1910'ların Budapeştesinde Mr. Gustave'ın otelde başından geçen komik olaylar. 

Bilinmesi gerekenler:  Wes Anderson 3 filmle geldiği 10 yıldan sonra Moonrise Kingdom'ın başarısıyla ikinci ılda ikinci filmle çıkıyor karşımıza. Billy Wilder'ın Grand Oteli'ne benzer bir şey olacak deniyor ve kadro yine fantastik. Ralph Fiennes , Saoirse Ronan,Jude Law, F. Murray Abraham ve Mathieu Amalric ile kült oyuncuları  Bill Murray, Owen Wilson, Jason Schwartzman, Edward Norton, Adrien Brody, Willem Dafoe, Harvey Keitel, Tilda Swinton ve Jeff Goldblum yer alıyor. 


"This Is The End”
Synopsis: Bir grup komedyen kıyametten sonra hayatta kalır ve mücadele ederler. 
Bilinmesi gerkenler :   Judd Apatow kadrosun olan  Seth Rogen, Jay Baruchel, James Franco, Danny McBride, Craig Robinson, Jason Segel, Michael Cera, Jonah HillEmma Watson ve  Rihanna -- bu sefer Seth Rogen ve Evan Goldberg yönetimindeler. Pineaple Express gibi eğlenceli bir şey bekliyoruz. 

“The Past”
Sinopsis: İranlı bir adam Fransız karısı ve iki çocuğunu da alarak İrana dönmek ister. Karısı istemediği gibi bir de fransız bir adama aşık olur. 
Bilinmesi gerekenler:  "Ayrılık"ın İranlı yönetmeni Asghar Farhad ilk filminin başarısıyla 
Marion Cotillard'ı  The Past” 'ın başrolüne koyabilmek üzreyken pürüzlerle The Artist'in yıldızı oscar adaylığı bulunan Bérénice Bejo'yu koymuş. Yanına da “A Prophet" ile hayran kaldığımız  Tahar Rahim'i yerleştirmiş. İlk defa da Fransızca bir filme imza atmış. Bekliyoruz. 



"Can A Song Save Your Life?"

Sinopsis: hAYAT DOLU BİR ŞARKICI yeni olduğu New Yorkta bir prodüktörle ve kızıyla tanışır. 

Bilinmesi gerekenler : "Once"ın yönetmeni  John Carney  için her şey değişmiş gibi. Dublin yerine Manhattan, Glen Hansard ve  Marketa Irglova yerine Mark Ruffalo ve  Keira Knightley. Bu amerikanın altında kalmazsa yine iyi iş çıkaracaktır. Hailee SteinfeldCatherine Keener, James Corden, ve  Mos Def, CeeLo Green ile Adam Levine kadradolar. 



"The Congress" 
Sinopsis : Stanislaw Lem'in "Gelecekbilim Kongresi" adlı kitabından uyarlanan filmde popüleritesi azalmış bir aktrisin "görünütlerini" oğlunun bakımı için  bir film stüdyosuna satıp   bunun tekrar tekrar kullanılmasıyla popüleritesinin düşüşü anlatıylıyor.

Bilinmesi gerekenler: Animasyon başlayıp 35 mm devam edecek olan filmin başrolunde Robin Wright oynuyor. Waltz with Beshir'le takdir toplayan yönetmenin çıkaracağı iş merak ediliyor. 
 Filmi 2011de beklenen filmler arasında yazmışım. Hala bekliyoruz. 


"Monsters University"
Sinopsis: Hakkında bir şey yazmıyorum ama annemle izlenecek filmler sırasında en üstte. 









"The Look Of Love"  
Michael Winterbottom kontejyanındna listeye girdi. ”The Necessary Death of Charlie Countryman” az beklenenler listesinde. 

24 Ağustos 2012

Football Is A Part of I


Bob Marley 11 Mayıs 1981’de öldüğünde mezarına gitarı (Gibson Les Paul), biraz marihuana, bir incil, bir yüzük ve bir futbol topuyla beraber gömüldü.



Özgürlük. Futbol özgürlüktür, bütün bir evren için. Futbolu seviyorum çünkü oynamak için yetenekli olman gerekir.(1)Bir çok insan Bob Marley’in fanatik bir futbolcu ve taraftar olduğunu duyunca şaşırır. Bu Jamaikalı, regi şarkıcısı, politik aktivist, ot içen adamın futbolla olan birlikteliği dikkat çekicidir. Hayatının iki aşkıdır müzik ve futbol. Ama çoğumuz onu sadece yaptığı müzikle tanıyoruz.

Oysa Bob Marley turnede ya da stüdyoda kayıtta bile olsa hemen hemen her gün mutlaka top oynardı. Arkadaşlarıyla birlikteyken her fırsatta futbol konuşulurdu. Televizyondan maçları takip etmekten de geri kalmazdı. Tuttuğu takım Santos (Brezilya), en sevdiği topçu ise Edson Arantes do Nascimento idi. Diğer adıyla Pele. Bir diğer sevdiği futbolcu ise Pele’nin rakibi Arjantinli Ossie Ardiles’di. 1970 de Rio de Jeneiro ziyareti sırasında birkaç müzisyen, sokak çocukları ve 1970 brezilya milli takımından oyuncularla beraber maç yaparken ona Santos forması verdiler. Sırtında 10 numara yazıyordu. Marley bunun üzerine şöyle dedi : “Ben de Pele gibi her mevkide oynayabiliyorum”. Evet Bob Marley hayatın içinde her yerdeydi ve şöhret onu gerçek hayatın dışına atamamıştı.

O maçı izlemiş olan bir Brezilyalı fotoğrafçının maçla ilgili yorumu ise ilginçtir : "Maç gerçekten kısa sürdü. Tanrıya şükür her şey çok hızlıydı. Çünkü maç çok berbattı. Bob ise felaketti. Gerçekten oynayamıyordu. 1’den 10’a bir puanlamada Bob’a 1.5 verirdim”. Island Records'un Britanyalı yapımcısı Trevor Wyatt ise İngiltere'deki bir maç sonrası : "Sürekli pas vermeye çalışıyordu. Çünkü Bob oyunda da gerçekte olduğu gibi bir adamdı, top her zaman ona geliyordu ve o da pas veriyordu. Genelde orta sahadaydı ve ona kaptan diyorlardı. Çok iyilerdi. Brazilya gibi."

Hangi açıklamaya inanacağımı bilemesem de, bu kadar futbolu seven –sevdiğim- adamın kötü oynadığına inanmak istemiyorum. Çocukluğundan beri futbol oynayan biri en azından İbrahim Üzülmezden daha iyidir diye düşünüyorum. Arkadaşları eğer müzisyen olmasaydı onun iyi bir orta saha oyuncusu olacağını düşünüyorlardı. Hızlı ve yaratıcı bir orta saha. Jamaika için yaptıkları, dünya için yaptıkları ve barış mücadelelerine liderlik ettiği düşünüldüğünde kaptan olması ve orta sahada bir maestro gibi takımını yöneteceğine şaşırmamak gerekir. Hagi gibi yaratıcıyken Guardiola gibi kibar ve cömertti. Mücadeleden asla vazgeçmezdi.

Bu mücadeleci yapısı nedeniyle bir barış mitinginde sahneye çıkacağı sırada silahlı bir eylemde vurulduktan iki gün sonra sahneye çıktı ve şarkı söyledi. Ona nedenini sordukları zaman "Bu dünyayı daha kötü yapmaya çalışan insanlar bir gün bile dinlenmiyorlar. Ben nasıl dinlenebilirim ki?" dedi. Orta sahada oluşu bundan kaynaklı olabilir. “Futboldan önce müziği sevdim. Eğer önce futbolu sevseydim bu tehlikeli olabilirdi. Çünkü futbol oldukça sert (vahşi). Eğer biri size sert girerse sizde ‘savaşma arzusu’ yaratabilir.” Belki de müzik önce olduğu için insanlar hakkında asla kötü bir şey düşünmedi.

Bir çok Marley hayranı onun futbol yüzünden öldüğünü düşünüyor. Bir maç sırasında ayak parmağından yaralanan Bob Marley tedavi olsa da yara sonra kangrene dönmüş ve cilt kanserine çevirmiş. Ayağın kesilmesi gerektiğini söyleyen doktorlara ise : "Rasta hiçbir eksikliğe gelmez" demiş. Çok sonra bu yara nedeniyle kanser olduğu belirtilse ve 8 ay kemoterapi görse de hayata veda etmiştir. İlk tedavide bir CIA ajanın yaraya yabancı bir madde enjekte ettiğine dair komplo teorileri de mevcut.

'Kim kimi kurtarabilmişti şimdiye kadar? Beni kim kurtaracaktı? ''Kurtuluş'' dedim ''Ankara'da bir mahalle.'' Fazlası değil. Belki bir de Bob Marley'in en iyi şarkısı. Daha fazla düşünmeye gerek yok. Adı her yerde, kendisi yok. Kurtulmaya gelmiyoruz bu dünyaya. Daha da saplanmak için buradayız. Dibine kadar. Onun için çürüyor bedenlerimiz ölünce. Mısırlılar uğraşmış efendileri kurtulsun diye. Ama nafile. Çaresi yok. Kurtuluşu beklemek yararsız. Gelmez çünkü. Kontenjan dolmuş. Biz daha çok kötülüğün sınırını zorluyoruz. Mucizeler bitti. Doğmak yeterince mucizevi. Başka bir tane daha beklemek aptalca. Ölmek de ikincisi. Bunların arasında da bir şey yok. Kimse beklemesin..."(2)

Bob Marley dünya üzerinde barışın ve kardeşliğin hakim olması gerektiğine inanıyordu. Kurtuluşun olabileceğini bilip bunun için savaşıyordu(Get up. Stand up.Stand up for yor rights. Don't give up the fight).Futbolun da takım oyunu olduğunu biliyor ve belki sırf bu nedenle seviyordu. O gettodan çıkmış bir halk ozanıydı. Müziğiyle dünyayı kurtarmaya çalışırken top oynayarak kendini kurtarmaya çalışıyordu belki de. Ölümünün futbolla ilişkili olması bu yüzden üzücü ve ironiktir.

Bob Marley futbolun sadece futbol olmadığını biliyordu. Hayatın ta kendisiydi futbol. Futboldaki mücadele gerçek hayata benziyordu. Bob'un yenmek istediği rakibi ise açlık, fakirlik ve savaşlardı.


(1) Bob Marley–1979
(2) Kinyas ve Kayra

13 Ekim 2010

PorcoRosso'yu Takip Etme Yolları - 3

Hizmette sınır yok sevgili okur.


İşyerinde tuvalete gittin ve canın sıkılıyor? Otobüstesin daha 7 saat yolun var bitmez. Yatak odanda wireless çekmiyor. Gitmiş meydanda arkadaşını bekliyorsun ve zaman geçmiyor.

Ne yaparsın?
Yeni teknolojileri kullanan biri olarak telefonunla nete girersin.
Belki aklından bir an için "porco" birşeyler saçmalamış mıdır diye merak edersin.
İşte aşağıdaki link bu bloga 3g'li telefonlarla en hızlı şekilde hem de az mbyte ile bağlanmanı ve çok pratik şekilde sayfaları gezmeni sağlayacak.

Tek yapman gereken ücretsiz uyhulamayı telefonuna yüklemek. (cep telefonundan gitmeniz gerek bağlantıya. Bilgisayara indiremiyorsunuz).


Valla bence süper. Ben bile arada girip "negzel şey lan teknoloji" deyip kapatıyorum. Yani sadece şaşırmak istediğim de. Yoksa ne girecem be.

http://appwizard.ovi.com/get.jsp?pp=27b15a


Not : Bu uygulamayı yazan ve benimle paylaşan canım abime (unicorn) teşekkürler.
Not 2: Bir de benim doğumgünüm bugün. Kalın sağlıcakla.
Not 3: Düzgün bir foto çekemedim. Ama kabaca böyle görünüyor. Deneyin bak. Valla güzel.

10 Şubat 2009

Yeni



Uzun zamandır bişeyler yazmak istiyorum. 
Ne olduğunu bilmiyorum. Nereye yazağımı, nasl yazacağımı da. Sadece bişeyler yazmak geçiyor içimden.
Buraya yazacağım. Aklıma ne gelirse. Bir konusu olmayacak. Sanırım bir anı defteri olacak. Çünkü şimdi 6 yıl önce bir deftere yazdığım şeyleri buldum ve yaşadıklarımı unuttuğumu fark ettim. Benim gibi hayatla ilgili ilk anısı 4 yaşında başlayan biri bence bunu yapmalı.  
Hadi başlayalım.


  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP