bağımsız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bağımsız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2015

the one i love

Coherence'e çok benzeyen bir film. Tam açıklamaları olmasa da paralel bir evde aynı çiftin benzerleri var ve karışık bir hal alıyor bu durum. Kim kimle belli olmayan bir hal alıyor ve sonunda karısını karısıyla - kocasını kocasıyla aldatan bir çift görüyoruz.



Predestination gibi. Hatırlayalım onda ne olmuştu : Adam kendini sikip kendini doğurmuştu. Sert mi oldu? Filmin hikayesi bu değil diyen biri çıksın da hele konuşalım  :)

20 Kasım 2014

Short Term 12

2013 de izlemiş olsam en iyiler listesine yedekten girerdi.  2014 de rahat girer gibi  :)

 

çocuk istismarı filmleri arasında belki de en az salya sümük kovalayan film olması ve karakterlerini anlatırken aralara eğlenceli şeyler serpiştirmesi çok başarılıydı.  

izleyin sakin bir bahar akşamında.
9/10  

03 Kasım 2014

The Spectacular Now

oldukça başarılı bir gençlik filmi. 
(500) Days of Summer'ın yazarından.


artık o filmdeki karakterler kadar genç olmasam da davranışları ve tutarlılıklarını hissetmek hala mümkün. Hissettirebilmesi başarısı yani yoksa bende iş yok  :)

Bence 2013'ün iyi amerikan bağımsızı filmlerinden biri olarak short term 12 ile üst sıralarda. Ama ben 2014 listesine alıyorum.

izleyin izlettirin efendim.
8/10

Boyhood

Lan olum insan şaşırmıyor değil yani :)



Gerçekten bir çocuğun 6 yaşından 18 yaşına kadar olan hikayesini daha sade, olgun ve gerçekçi anlatamazdı kimse. Zaten aynı çocukla 12 yıl film çekerek yaparsan bu sonuca ulaşmaya kafayı takmışsındır demektir.

Linklater gerçekten sağlam ilerleyen, diyalogları karakterleri sindirerek veren bir film çekmeyi becermiş. Aynı kadroyu yıllarca bir araya getirip filmi devam ettirmek de inanılmaz güzel.  Buna diyaloglarıyla zenginleştirdiği alt metinler de eklenince oldukça güzel bir şey çıkmış.


Filmde dikkatimi çeken şey : kız çocuğunun ilk halinden itibaren sürekli bir değişim içinde olmasına rağmen erkek çocuğu neredeyse hiç değişmiyor ve hep aynı karakterde kalıyor. Bunu görmek bile keyifli.


19 Aralık 2013

The Way Way Back

Sorunlu çocuk hiç bu kadar sorunsuz olmamıştı.


Duncan  annesi, üvey babası ve onun şımarık kızıyla herifçioğlunun yazlığına tatile gider. Sessiz ve sakin bir çocuk olan Duncan biraz asosyal. Ama büyük sorunu bu değil-en azından bunu kendisi sorun etmiyor , sorun ettiği sürekli kendisini toparlayıp düzeltmeye çalışan üvey babasının düzgün olmayan aşırı tutumları.

Duncan bir kaçış bulup eğlence parkında iş bulup zorla sosyalleşip hayattan dersler çıkartıp bir yandan da olduğu gibi sevilmenin tadını çıkartıyor. Kendisine gelen özgüven de hayaını renklendiriyor.  Bu özgüven hayatını farklılaştrııyor.

Toni Collette, Steve Carrol, Sam Rockwell, Amanda Peet gibi oyuncuları barındıran film çok da amatör işi bir yeni yetme filmi değil. Eli yüzü oldukça düzgün.  Litle Miss Sunshine'ın yolunda giden stüdyo benzer bir iş çıkarmış. Genel olarak da çok beğenilmiş.

Ama ben 7 veriyorum. Bir sebepten çok sevemedim filmi. Aslında geriye dönüp bakınca daha iyi sindirdiğim için midir bilmem oldukça eli yüzü düzgün saçmalamayan bir film var. Gerçeklik ve sadelik üst düzeyde. Ama ilk izlediğim notun arkasındayım ve 7 veriyorum.

Saygılar.



12 Aralık 2013

Frances Ha



frances'ın kendini, hislerini, kafa karışıklığını ve her şeyi açıklayan konuşması filmin içinde kendi özeti gibiydi bence:

bir dakikanı almak istiyorum.

bir ilişkide ne istediğimi,
...neden bekâr olduğumu
açıklayabilirim. ha, ha!

zor bir durum -
...biriyle birlikte olduğunda...
...sen onları seversin ve
onlar bunun farkındadır,
...onlar seni sever ve sen de
bunun farkında olursun...
...ama bu bir parti...
...ve diğer insanlarla konuşursun,
...gülersin, ışık saçarsın...
...odayı araştırır, diğerlerinin
gözlerini yakalarsın...
...ama bu sahiplenici olman ya da...
...kusursuz bir cinsellik
yaşaman için değil...
...senin bu hayattaki...
...kişiliğinle alakalı bir durumdur.

bu durum hem komik
hem de üzücü ama...
...bu hayat sona eriyor,
ve tam da orada fark edilmeden...
...herkesi önünde duran
gizemli bir dünya oluşuyor...
...ama kimse bunu fark etmiyor.

yani dedikleri gibi,
etrafımızda başka bir boyut var...
...ama bizde onları
algılama yeteneği yok.

yani...
bir ilişkiye girmeme
sebebim işte bu.

ya da hayata, sanırım.
aşka.

sarhoş gibiyim.
sarhoş değilim.

yemek için teşekkürler.
görüşürüz.



 Birisi sondaki zile isimlik takmasıyla ilgili şöyle demiş : Sistemde bir yer edinirsin ama işte adından (kişiliğinden) feragat etmek zorunda kalırsın ve değişirsin diye. Mutsuz olursun diye.  Ben nedense öyle yorumlamak istemiyorum. Ne olursa olsun Frances'in bir şekilde mutlu olacağını göstermek istedi yönetmen. Filmin sonunda evi olunca o nedenle isimliği gösterdi.

29 Haziran 2013

Beasts of the Southern Wild

Ne zamandır yazacağım bu filmle ilgili. İzleyeli 10 ay oldu bile. Ama toparlayamıyorum bir yere koyamıyorum filmi. Benim hayalgücüm yetmiyor anlatmaya.



Küçük kızın babasıyla yaşadığı dünyayı anlatan film gerek dünyanın hali gerekse Hushpuppy'nin (küçük kızın) babasıyla olan ilişkisi üzerinden etkileyici bir şekilde akıyor.

Tamamı amatör oyuncularla çekilen filmin etkileyici performanslarının hiç bahsinin geçmemesi ise kara komedi. Oscar ve pek çok festivalde aday olmak için bile sendikaya kayıtlı oyuncu olmak gerekiyormuş. Bu nedenle çoğu ödül alamadı.

Film gerçekten bir kızın dünyayı nasıl gördüğünü olacak en etkili şekilde anlatmış. Gerçek olamayacak bu dünyanın ise aslında çok uzak olmadığını biliyoruz. Amerikadaki kasırgalar sonrası; yaşanan dünyanın zaten zalimliği, terkedilmişlik her açıdan bir araya gelince iyice ağır bir hal alıyor. Haliyle Hushpuppy bundan hayalgücü ve sevgisiyle kurtulmaya çalışıyor.

Etkileyici.
Bir ara izleyin derim ama artık zamanı geçti. Sanki yine de yıllar sonra izlenecek filmlerden değil gibi. Ama bilin 2013'ün en iyilerinden.

28 Mart 2013

Detachment

Denedim ama...



Adrian broddy'nin acı çeken balık bakışları en çok bu filmde işe yaradı bence. 
Bir öğretmenlik filmi daha. Farklılık yaratmak isteyen, çocukların içinde bulunduğu durumu değiştirmeye çalışan ancak kendisiyle ilgili mevcut ve geçmiş sıkıntılarını da üzerinden atamamış bir adamı canlandırıyor. 

Film ağır işliyor gibi görünse de aslında sıkmadan düşündüreterek devam ediyor (allah beni kahretsin. düşündürten dedim). Bu film amerikan bağımsızı değil de fransız filmi olsaydı (class) gibi daha iyi tutardı. Yani kıyıda kaldığına aldanmayın izleyin. 

Amerikan History X'ten bildiğimiz Tony Kaye yine aksiyonu çok tutmadan şiddeti veriyor. Gözyaşıyla.

7,5/10

24 Aralık 2012

Safety Not Guaranteed

hiç bir şey garanti değil.



ne zamandır anaakım şeyler izliyordum. amerikan bağımsızlarını özlemişim. Colin Trevorrow farklı bir bilimkurgu komediye imza atmış. Hatta şu anda gündemde olan Looper gibi zaman yolculuğunu konu oluyor. Üstelik düşük bütçeyle bilimkurgu nasıl çekiyor bize onu gösteriyor. 

Bir gazete ilanında "kendisiyle zaman yolculuğu yapacak bir arkadaş arayan" adamı haber yapmaya karar veren çapkın Jeff yanına iki stajyer alır eski kasabasına gider. Onunla gelen kız stajyer adamla konuşur ve arkadaş olarak sanki onunla yolculuk yapacakmış gibi davranır. 

Aslen bir yol filmi. Yol kasabada dursada karakterlerin sürekli değişimi ve olgunlaşması eğlence dozu ile filmin yol filmi olmasından uzaklaştırmıyor. 

Bağımsız izlemek isteyenler için ideal. 


10 Kasım 2012

Chronicle

Olmak üzereymiş ama olmak üzere olarak kalmış.



Filmi yazarım diye taslaklara kaydetmişim kalmış öyle. Ama hatırlamıyorum da nasıl bir şeydi. Demek ki o kadar da iyi değilmiş.

15 Mart 2012

Descendants



George Clooney sen neymişsin.

Bu adam, kötü filmde izlenecek bir şeylere sebep olduğu için büyük adam.
Descandents sadece sen ne yapardını soruyor oluşuyla başarılı bir film. Geri kalan hikaye anlatılışının bir esprisi yok.  Öldükten sonra seni aldattığını(üzdüğünü) öğrendiysen sevdiğin kişiyi hala sever misin? Sanırım bir tek bilgi hayatını altüst edebiliyor.

Bu soru iyiydi de; iyilik timsali olup arsayı satmamak falan nedir yahuu? Yani film sürekli iyi olmak üzerine. Her ne kadar filmde: arkadaşlarım Hawaii'de aşamak iyi diyor ama ben 15 yıldır sörf bile yapmadım dense de sanırım Hawaii'de yaşayanların keyfi pek yerinde.

George Clooney'e rağmen sıkıcı, ama  Sideways ile birleşince ilişkiler üzerine vasat üstü.



13 Ocak 2010

where the wild things are

chan wook park, i'm a cyborg but that's ok hakkında sorulan bir soruya : kıızımla oturup izleyebilceğim bir film yapmak istedim demişti bizi hayrete düşürürken.
fantastik şeylerden, masallardan sıkılmayan büyüklere de hitap eden film, hayal gücü yüksek alex'in evden kaçıp çıktığı yolculukta vardığı bir adadaki canavarlarla olan ilişkisini anlatıyor. kendini kurtarmak için kral olduğunu söyleyip mutsuzluklarıyla boğuşan kitleye mutluluk vaad ediyor. ama çocuk dünyasında bile, sınırsız hayalgücüne rağmen bunun ne denli zor olduğu aşikar.

ben bu tür hikayeleri fazlasıyla alice harikalar diyarındaya benzetiyorum.ama bu diğer benzerlerinden farklı bir noktada, cesur, yaratıcı ve eğlenceli (eğlenceden ne anladığınıza bağlı - bana jack getir yeter).

ben bu adamı seviyorum. o adam da kattleen keener'ı seviyor. katleen de beni. sevgi çemberini tamamlıyoruz.

(ne biçim kafam varsa neyden sonra neyi izliyorum)

31 Ekim 2009

lymelife

eğlenceli bir aile draması.

sanırım en yakın benzeri mürekkepbalığı ve balina.
filmin yapımcısı alec baldwin aynı zamanda oynuyor, martin scorsese ise ortak yapımcı olarak filme güvenini gösteriyor. küçüklük idolümüz maculy culkin'in kardeşi ise başrolde.
öyle başlayıp öyle biten filmlerden. nerdeyse çehov çekmiş diyeceğim bir film. öyle işte. ne iyi ne kötü.

7.5/10

17 Ağustos 2009

Adventureland

Bu kıza aşık olunur mu olunmaz mı?
Olunmaz diyenler bu blogu terk etsin. Hafif sapık, ağır sinefil, bolca şapşal bir insanın bloğu bu. Güzel kadınlara olan ilgim alt metinde (bilinçaltı) burada dışa vuruluyor.

Adventureland bildiğiniz üzere beklediğim filmlerden biriydi. Beklediğimin hemen hemen aynısı çıktı ve ben bu yüzden mutlu oldum. İyi, ama süper değil, eğlenceli ama sulu değil, güzel ama şaheser değil.


Dazed and Confused'a benzettim ben. Biraz da Breakfast Club'a (Hughes'un toprağı bol olsun). Üniversiteye gidecek olan James ailesinin ekonomik sıkıntıları sebebiyle destek alamayacağını öğrenince okul için para biriktirmesi gerektiğini fark ediyor ve bir eğlence parkında çalışmaya başlıyor. Burada Em ile tanışıyor. Tabi bir çok birbirinden ilginç değişik insanla da. Kısa süre sonra Em'den hoşlanan James gerçek bir öküz potansiyeli ile kıza yazmaya başlıyor. Ancak James'in gereksiz dürüst olmak gibi bir hastalığı var. Herşeyi herkese anlatıyor. 11 günlük travmatik ilişkisini Em'e, Em'in çetrefilli ilişkiler durumunu başkasına ve sonuçlarına katlanır.


87 yılı yazında geçen film müzikleriyle de dönemin etkisini arttırıyor. Lou Reed başta olmak üzere pek çok pop ve rock şarkısı kullanılmış. Eğlenceli hale getiriyor bu da filmi.
Alt metinde aile yapısı, eğitim, din, siyaset, ekonomi gibi konulara ucundan dokunarak da türü arasında taşlamada bulunan nadir filmlerden biri oluyor.


Ben tek başıma izlerken hiç sıkılmadım. Bence kimse de sıkılmaz. Tavsiye edilesi film.
Not: Kız benim. Yan gözle bakanın....

25 Haziran 2009

"They'll Only Miss You When You Leave" dedi "A Guide to Recognizing Your Saints" filmindeki çocuk!

"Herkesi terk ettim. Ama merak etmeyin bu kitabın sonuyla ilgili değil. "


Linki tıklayıp dinleyin şarkıyı.
ayrıca lanetliyim. 4 güne 10 tane bela ve bolca zaman-para kaybı sığdırdım. Can sıkıntılarını saymıyorum. Yol yakınken bırakın gidin, belki özlerim sizi ama kendinizi kurtarırsınız.



Bu filmi izlerken kafamda bu şarkı çaldı. They'll Only Miss You When You Leave. Zaten biter bitmez elimin onu açması da tesadüf olamaz. Gitmek üzerine bir film gibi A Guide to Recognizing Your Saints. Bir mahalle filmi gibi. Ya da bir gençlik filmi gibi de olabilir. Aslında geçmiş ve özlem hakkında. Biraz da hesaplaşma. Aslında en çok kaçmak hakkında. Siz kaçınca birilerinin sizi özleyeceği sonucunu gösteren.


Sıkılmadan, yormadan, bizi içine sokmayı başararak, farklı anları farklı gözlerle, lenslerle göstererek anlatılan bir hikaye. Kitabın yazarının otobiyoğrafik eseri ardından, filmin hem senaryosunu çekip hem de yönetmesi sanırım kendi hikayesini özgünleştirebilmesi ve kişisel noktalara daha iyi değinmesini sağlamış.


"Herkesi terk ettim. Ama kimse beni terk etmedi."


9/10

09 Haziran 2009

Arcade Fire - Richard Kelly


Arcade Fire'ı çok severim. Tabi Mogwai, Sigur Ros, Maybeshewill vb. grupların yanında hak ettiği değeri vermemiş olabilirim. Olsun iyiler, tavsiye edrim de. Herkese değil ama. Referans gruplar belli sonuçta.

Şimdi sevdiğim bir diğer kişi de Richard Kelly'dir. Evet Donnie Darko'nun yönetmeni olan, bence dahi ve cesur adamdan bahsediyorum.

Şimdi iki haber var vereceğim:

1- Richard Kelly yeni film çekiyor "The Box"
2- Filmin müziklerini de Arade Fire'a yaptırıyor.


Kelly "onların hep çok sinematik bir müzik yaptıklarını düşündüm ve en sevdiğim gruplardan birine sonraki filmimde yer vermeliyim diye düşündüm" diyor. Ve Arcade Fire söz yazarı Win Butler'a senaryoyu okutmuş, sonra da Toronto'ya gidip kalabalık bir grupla kayıt yapmışlar.

O zaman hem filmi hem de müziklerini bekleyeceğiz.


Not: Filmde azcık bahsedeyim ki bence çok güzel konusu. Cameron Diaz, James Marsden mutsuz evlilikleri olan bir çifttir. Bir gün postadan bir kutu gelir ve içindeki düğmeye basarlarsa masum insanların ölmesinin söz konusu olacağı ama 1 milyon doların sahibi olacaklarını belirten bir not vardır.
Not2 : Arcade Fire'dan güzel bir şarkı koyacaktım, beceremedim. Belki sonra.

08 Haziran 2009

charlie bartlett


Peşin itiraf : Filmi Kat Dennings için izledim.

Madem tersten başladık; notum 7/10.

Charlie babası hapiste olan, asi, gittiği tüm özel okullardan atılmış, delibozması güzel annesiyle uğraşan zeki ama haşere çocuktur. Mükemmel tanım oldu. İzlemeseniz de olur filmi.

Charlienin en büyük takıntısı popüler olmaktır ve bunun için yapmayacağı şey yoktur. Kavga, ilaç satmak, hocalara baş kaldırmak korsan cd satmak. Ama ona popülerliği getiren insanları dinlemeye başlaması oluyor. Onlara terapi yapıyor arada ilaç yazıyor ve insanlar tarafından sevilmeye başlıyor. Sonra Kat Dennings çıkıyor ve ona aşık olan adamımız aynı amanda okulun müdürü olan babasıyla uğraşmaya başlıyor. İşin iginç tarafı babanın derdi charlie ile aynı. Eşi onu terk etmiş, saygınlık değil sevilmek istiyor ve alkolle boğşuyor. Charlie okulun iyi bir yer olması için çaba sarf edip kendi kişiliğini geliştirirken filminden nerden gelip nereye gittiini anlamadan film bitiyor.

Evet. Film gerçekten 90 dakika olsun diye birden bitmiş. Oysa bir 10 dakika ile herşeyi netleştirip bitirebilirdi. Sonuçta bu bir Nuri filmi değil ki nasıl bittiğine biz karar verelim ya da zihnimizde canlandıralım. Amerikan gençlik filmiyse sonu olacak bir kere. Puanlar ordan gitti.

En güzel yanı sıkılmadan izlenmesinde. Sıkılmak istemiyorsanız tavsiye olunur efem.

Kat Dennings diyorum başka bişey demiyorum. Ama şimdi daha güzel, toyluğunu atmış 2 sene sonra feci bişey olur. Ben diyorum.2 sene sonrada derim ben size söylemiştim diye.

15 Mayıs 2009

in another life when we are cats

Bir şarkı dinleyip, sonra o şarkıda bahsedilen film izledin mi? Ben izledim. Ve o şarkı filmde çalmıyordu. 

Maybeshewill sanırım Sakallis'ten bana bulaşmıştı. Bir otobüsle işe gitme sırasında kulağıma taktı kulaklıklarını ve "dinle" bunu dedi. Dinledim. Pek sık emir kipinde konuşmaz. En azından benimle. Mecburen dinledim. Pek etkilenmemiştim. Otobüs gürültülüydü ve ben şarkının ardındaki konuşmaları(filmden replikleri) anlamıyordum. Nedense 1 yıl sonra tekrar aynı albüm ortaya çıktı ve ben tekrar o müthiş şarkıyı "in another life when we are cats" dinledim. Bu sefer sarsılmıştım. Filmi onca yıldır bir sürü bahaneyle izlememiş olmama şaşırdım. Filmle ilgili ilk okuduğum şey çok eski bir "Sinema" dergisindeki festival seçkisinde olduğu ve sevgili Tarantino'nun senarist ortağı, Roger Avary'nin yönettiğiydi. Tee o zamandan aklımda ya, izlemek nasip olmadı. Ve ben bir İzmir sabahında uyanıp, saat beşte taktım filmi dvd playera. İzledim ısrarla. Tek bir sahneyi bekleyerek. Şarkı çalacak ve ben o sahnede mafolacaktım. Hazırdım. Tüm filmi o sahne için bekledim. Sahne geldi. Konuştular. Müzik ha girdi ha girecek derken sahne, ardından da film bitti. Ben ne olduğumu şaşırdım. Filmi anlamadım. Nasıl biter diye sordum kendime. Ama bitmişti. Rules of Attraction bitmişti. 
Maybeshewill yemiş bizi. Şarkının diyalogları bir filmden adı başka filmdenmiş. Sevdikleri filmlerden harika bir şarkı yaratmışlar. Ben şaşırdığımla kaldım. Ama sevindim de. Uzun zamandır bir şeyler beni o kadar şaşırtmıyordu.  Adı da Vanilla Sky'daki bir replikten almışlar. İyi bir karışım yapmışlar.

                      

20 Mart 2009

Rachel Getting Maried

Katılmak isteyeceğiniz nadir düğünlerden Rachel'ın ki.
Tabi aileden değilseniz.
Film iki kız kardeş arasında geçiyor gibi  görünse de asıl meselenin düğünün kendi olduğu aşikar. Hava durumu, katılacaklar, aile olmak ve genişleyen kültürel topluluklar.

Kym küçük kardeşinin ölümüne sebep olduğu için 10 yıldır rehabilitasyon görmekte ve kardeşinin düğünü için birkaç günlük izin almış. Düğünün olduğu büyük kır evine geliyor. Ve bu günlerde geçmişle ve kendileriyle hesaplaşmalarını görüyoruz.

 Filmin ilk anından itibaren düğünde bulunacak bir sürü kişiyi görüyoruz. Dış çekimlerde evin dışında yürürken çok sık pencere kapı görmemiz de buna delalet gibi. Farklı pencereleri olan bir ailenin oluşmaya başlaması. Hepsinin hikayesini bilmesek de çoğunu kısaca tanıtma konusunu oldukça iyi kotarmış Jonathan Demme. Bu karakterleri gösterirken çok farklı kamera kullanıyor. Bazen el kamerasıyla hareketli, bazen bir karaktere odaklanmış ve bu sayede de filmdeki karakterler gibi filmine çeşitlik katmayı başarmış.

 Kym'in anne ve babası boşanmış. Ve her ikisi de başkalarıyla evlenmiş. Ama Kym'in öz annesiyle bir durumu var. Zaten yaptıkları konuşma ve sonuçları bunu gösteriyor. Annenin neden bu kadar kaçmaya meyilli ve uzak olduğunu da açıklar nitelikte. Çok bahsi geçen anneyi görememe sebebimiz de bu gibi. Oysa ki babalarının ikinci eşi Carol'ın çok az konuşmasına rağmen sürekli farkındayız ve herşeyin içinde.

Filmde ki karakteriler bazıları iyi mi kötü bilmiyoruz bile. Çok da önemli değil. Çünkü bunu filmin sonunda Robert Altman'a teşekkür edildiğinde anlıyoruz. Altman'ın filmlerindeki karakter bolluğunun esin kaynağı olduğu aşikar.

 Bu Jenny Lumet'in ilk senaryosu. Ancak iyi olmasına şaşırmamak lazım. Zira kendisi Sidney Lumet ve Gail Lumet Buckley'in kızları. Kendi hayatından kesitlerin olduğunu söylemeye çok da gerek sanırım. Bu kadar sanatçı bir ailenin kızı ve etrafta her türlü sanatçının olduğu, müzisyenin gezindiği bir düğünü ancak kendi yaşayarak resmetmiş. Zaten Jenny Lumet'nin bir ablası var. Ses editörü kendisi ve adı Amy Lumet. Kesin otobiyoğrafisel. Eminiz artık.

Müzikleriyle insanı etkileyen, aile içi ilişkilere iyi değinen, iki kızkardeş ve bir trajedinin iyi işlendiği bir film Rachel Getting Maried. İyi bir bağımsız. Ve değinmeden geçemeyeceğim. İki kardeşin bir düğünde sürekli tartışmalrı size bir şey hatırlattı mı: Evet. Margot at the Wedding.

 

7,5/10

16 Mart 2009

Frozen River

Bir ilk film Frozen River. Courtney Hunt imzalı. Kadınlar hakkında bir film. Bu kadar erkekten arındırılmış ve anneye değinmiş bir filmin bir erkeği sıkmaması çok büyük bir başarı. Zaten kadınların etkileneceği kesin. Bambaşka iki kadının yollarını kesiştiren bu film kesinlikle yılın en iyi  bağımsızlarından.




Filmle ilgili sevgili dostum sakallis'in yazısını koyuyorum. Oldukça iyi anlatmış bence.

doğru tanımı nedir bilemeyeceğim ama kadınlara has bir farkındalık vardır. bir erkeğin anlatmasının çok zor olduğu bir alana ait bu farkındalık. kadınların içgüdüsel fedakarlıklarını daha belirgin kılan bir durum denebilir. yaratıcı olmanın beraberinde getirdiği bir sorumluluk duygusu. frozen river’daki anneliğin hissettirdiği şey budur. annelik çoğu zaman boyuna posuna bakmadan dağları devirmeye, imkansıza karşı yürümeye benzer. buradan anlatmaya başlıyor courtney hunt. kadın olmanın avantajı ile soğuğun ele geçirdiği gerçeği bağımsız sinemanın anlatı düzeneğinde çok çok iyi kuruyor. 

fakirlik, sosyal sıkıntılar, bürokratik problemler, insani durumlar her şey hikayenin bir yerinde bekliyor. filmin küçük ama etkili hikayesinden sert birer öğe olarak kendilerini belli ediyorlar. bazı yerlerde ırkçılık, bazı yerlerde cahillik olarak beliriyor bütün bu gerçeklik parçaları. bazen empati kurmayı bile imkansız kılıyor. hayal kurmanın gerçek dünyada nasıl durduğunu insanın yüzüne çarpıyor.

yönetmen hikayesini allayıp pullamamak, dramatik dozajını suni biçimde şişirip gözyaşı sağanağına çevirmemek için bütün yapay elementlerden uzak duruyor. çok da iyi yapıyor. pürüzlü hikayesi, beyaz ve mohawk iki annenin yasadışı dünyanın sınırlarına giren halleriyle kıtalararası olarak bile hissedilebiliyor. insanın içinde acı bir tad bırakıyor. derdini anlatıyor. derdini anlatabilmek çok mühim. başka birilerinin derdinden haberdar olmadan kendi derdini en büyük görür insan. courtney hunt, frozen river’da soğuğun içine saklanarak güzel anlatıyor.

ve sonunda filmini kapatırken bir biçimde o soğuğun içerisinden insanın içine bir ateşi bırakıveriyor. bir bağ, bir umut, bir olasılık ama bir şey bırakıyor. mutlu son gibi değil. gerçek dünyada olabilecek bir kendini iyi hissetme anı. 

biz de 
melissa leo’ya ve misty upham’a gönlümüzün ödüllerini veriyoruz ve bu film vesilesiyle bağımsız sinemanın varoluşuna şükrediyoruz.


                                                                                                                                                                 sakallis (20.02.2009)




Not: Donmuş Nehirler sanıyorum beni farklı da etkiledi. Pek sık karşılaşacağımı düşünüyorum zira önümüzdeki aylarda.

  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP