festival etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
festival etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2012

Bellflower

Gitmesini bilmek gerek. 



Filmler vardır : "Derdi ne tam anlamadım ama filmi sevdim be abi!" deriz. Bu film biraz öyle. Anlaşılmayacak bir şey yok ama derinliği tartışılır. Yine de film insanı sarıyor ve anlatımıyla (özellikle de görüntü yönetiminin katkısıyla) kendisini izletiyor.

Bir kıza aşık olan sessiz sakin adamın dönüşümü güzel. Vazgeçilecek eşik nedir sorusunun cevabı için de görülebilir.

10 Nisan 2011

Kaboom

Gregg Araki eşcinsel ergen filmi yapmaktan vazgeçecek mi?



Valla konuyu bağlamak güç. Biseksüel smith bir gece bir cinayet gördüğünü sanar ve yanına mistik güçleri olan bir kızla başı belada olan stellayı da alıp olayları çözmeye çalışır.


Amma herşey ilişkiler kadar karöaşıktır. Her ne kadar filmdeki London karakteri tersini söylese de film sonlarda açılıp basitleşiyor. Burda ucuzlaşıp dandikleşiyoru kastediyorum tabi.


Tek artısı filmin gerilim dozunun iyi olması. bence araki farklı konulara el atsa iyi olacak artık. Patlayan bir dünya görmek çok da güzel değil


6/10


01 Haziran 2010

Home


Bir yol hayatı mafeder mi?

Tipik bir franszı filmi. Aslında coğrafyasız bir film. Her hangi bir yerde olacak bir olay. Ama karakterleri itibariyle Fransız.

Şehirden uzak güzel evleri olan bir aile, hemen diplerinde inşşasına başlanan otoban nedeniyle altüst olur. Herşey değişmeye başlar. Otoyol hayatlarının tam ortasından hatta üstünden geçmektedir. Bir ayraç olan bu tüketim nesnesi bir süre sonra çeşitli şekillerde aileyi bile bölecektir. Üstelik bu yolun fiziki baskısı da inanılmazdır. Ses, kirlilik ve yorgunluk vermektedir. Ve bir ev bununla sınva verir.

Meteforlarla dolu ilginç bir film. Isabelle Hupert için bile izlenebilir.

7/10

24 Mayıs 2010

Cannes 2010



Palme d'Or - Uncle Boonme Who Can Recall His Past Lives
Grand Prix - Of Gods and Men
En iyi Kadın Oyuncu - Juliette Binoche
En İyi Erkek Oyuncu - Javier Bardem
En İyi Yönetmen - Mathieu Amalric "On Tour"
En İyi Senaryo - Lee Chang-dong "Poetry"
Camera d'Or - Michael Rowe "Leap Year"

02 Şubat 2010

Sundance Kazananları




Jüri Büyük Ödülü : Winter’s Bone
En İyi Yönetmen : Eric Mendelsohn - 3 Backyards
Waldo Salt Senaryo Ödülü – Debra Granik, Anne Rosellini - Winter’s Bone
Jüri Özel Ödülü : Sympathy for Delicious
En İyi Görüntü Yönetimi: Zak Mulligan - Obselidia
Seyirci Ödülü: Happythankyoumoreplease
Dünya Sineması Jürisi Ödülü: Animal Kingdom

Winter's Bone en iyi film ve en iyi senaryoyla öne çıkıyor ve ilgimizi çekiyor.
Burdaki ödüller sadece drama dalındakilerdir.

27 Ocak 2010

Sundance Sundance Sundance

40 kez yazsam ışınlanır mıyım Utah'a?


Yine çok iyi filmler var Sundance'te. Winterbottom'un The Killer Inside Me (ki Antichrist'in Cannes'da yaptığını Sundancete bu film yptı deniyor)
Rob Epstein ve Jeffrey Friedman'ın beraber yönettiği Howl,
Duplass biraderlerden Cyrus,
Joseph Gordon-Levitt ve Natalie Portman'lı Hesher,
I Am Love,
Enturage'dan sevdiğimiz Adrien Grenier'in belgeseli Tennage Paparazzo.
Blue Valentine,
The Kids Are Allright,
The Runaways.

Ve pek pek çok daha fazla film var. İşin kötü yanı bu filmlerin çoğu vizyona girmediği gibi çok azına da dolaylı yollardan ulaşabiliyoruz. Neyse öyle bir yazı işte. İf'e gidemeyen ben (ki filmlerin yarısını malum dolaylı yoldan izlemişiz, ne anladık o seçkiden diyorum) Sundance'i rüyalarımda bilenem göremiyorum.

Sevgiler.




25 Kasım 2009

mammoth : nesli tükenen hayvanlar

herkes kend evinde




bu film üç başlık altında değerlendirileiblir.
öncelikle; moodysson'ın hollywood'a kaydığı yönündeki görüşler bu film için geçerli değildir. zira yapımcılar avrupa hatta isveç vatandaşıdır. ayrıca amerika senaryo gereği kullanılmıştır. amaca hizmet amaçlı.

ikinci olarak, moddyson'un sinemasının olgunlaşması. ses, görüntü kalitesinin artışı ve prodüksiyonun nispeten büyüklük açısından hollywood kalitesindedir. ama önemli olan olgunlaşmasıdır. asiliğini bir kenara bırakıp "herkesin" anlayacağı dilden çekmeye karar vermiştir filmini. ama belirtmek gerekir ki fucking amal, together, lilja 4 ever, a hole in my heart ya da conteiner değildir bu film. tokat gibi çarpmıyor. ani değil. sert değil. ama sindire sindire anlatıyor. size iyi gelir mi bilmem. ama bu filme "carrier killer" diyenlerin a hole in my hearta "carrier killer" diyenlerden az olduğuna eminim. tüm filmlerini izlediğim bu adamın bu kadar çabuk durulmasını beklemiyordum yine de.

üçüncü olarak; arriaga, innarutu benzerliği aşikar bir hikaye var karşımızda. nesli tükenmek üzere olan insan nesline bir çağrı niteliğinde film. diyor ki : herkes kendi evinde. herkes kendisine ait olanların yanında iyidir. bu öyle olmalıdır. başkasına anne olmamalısın, başkasının kollarında sıkıntını gidermemelisin. ama amerikalıysan problem yok. nasılsa herşey sonunda düzeliyor. ispanik ya da filipinliysen telaş et.

ben fazlasıyla sevdim filmi ama moddyson'un bakışının değiştiği aşikar. ama bu beni rahatsız etmedi.

10 Kasım 2009

Kıskanmak

Zeki Demirkubuz, Dostoyevskiyle yaptığı gibi ana konuyu alıp
kendi hikayesini yaratsa daha mı iyi olurdu?


Kiskanmak daha önce de yazdigim gibi oldukça önemli bir kitap. Kime göre derseniz 2-3 isim sayarim . Sayayim mi? Peki sen istedin sevgili okur.
1- Porco için önemli.
2- Missi için
3- Don Panza için
4- Sakallis için (okumasa da önemli)
Bunlar yeter simdilik.


Bu Türk edebiyati için önemli ve Kiskanmak olgusunu; "saf" kiskanmak olarak ele alan ama okuyucuyu (ve artik izleyiciyi) baska bir beklentiye sokan, kari-koca iliskisi ile üçüncü biri arasinda geçenlerden çok daha farkli boyutta anlatan bu kitap, üslup ve konu olarak sinirlarin ve zamanin çok ötesinde.


---spoiler----


Hikaye öncelikle bir kadinin kocasini altmasi üzerine kurulu gibi görünüyor. ama aslinda çocuklugundan beri abisinin güzel kendisinin (fazlasiyla) çirkin olmasinin her türlü ceremesini çeken (okuyamayan, evlenemyen ve çalisamayan) Seniha'nin abisini kiskanmasi ve ondan öç almak için türlü yollara basvurmasini anlatiyor. Evet basit anlamda bu. Ama kitabin tüm gidisati ve dönemin insan davranisi geregi böyle birsey beklenmedigi için bu hayret verici kiskançlik ve getirdikleri okuyucuyu (maalesef izleyiciyi degil) sasirtip, etkilemekte.


Demirkubuz zaten burada bir afalliyor. Kitapta verilen yan hikayelerle bu görüs desteklense de film bunu aktarirken eksiklikler barindiriyor. Kitabi okumayan biri sonu hariç bu farkli kiskanma olayini nasil yakalar bilemiyorum. Zira film içerisinde Demirkubuz etrafa yaydigi imajlarla ve konusmalarla hep bizi yönlendiriyor kocasini aldatan kadin hikayesine (tamam kitapta da böyle ama arada ipuçlari var).


Filmle ilgili sikintilari sayacagim.

  • Öncelikle Berrak Tüzünataç gerçekten odun geldi odun gidecek. Buna hiç mi hiç süphem yok.
  • Isik kullanimi etkiyi arttiran eski Demirkubuz filmlerindeki gibi degil. Ama buna ragmen maden ve bazi ev sahnelerinde isik ve görüntü kesinlikle mükemmel.
  • Ama filmin tamamina yayilamamasi gerçekten rahatsiz edici.
  • Replikler fazla zorlama çikiyor herkesin agzindan. Sakil bir konusma tarzi. (Dönem için sakil, simdi için degil)
  • Bir de kitabin herseyini aktarmak için uzun uzun konusmalar biraz yorucu. Kitabin bazi yerlerini hizli geçen film bazi yerleri vermek için uzun uzun konusmalarla yorabiliyor.
  • Isin ilginç yani ise filmin iyi mi kötü mü olduguna karar veremem. Çok sevdigim bir kitap, çok sevdigim bir yönetmen,normal degerlendirilse orta alti, ben normal degerlendirsem orta üstü bir film. Sanriim ortalama bir not verecegim.


7.5/10


Not: Biliyorum ki filmin etkisi üzerimde gün geçtikçe artaçak. Yillar sonra çok iyi film diyecegimi de biliyorum.

Not 2: Bu yazı, benim gibi "kıskançlık" duygusu az olan biri tarafından yazılmıştır.

Not3 : Nesrin Öztürk rolüyle ALtın Portokalda en iyi kadın ödülü aldı. Bir iki ödülü daha var ama bakmaya üşendim şimdi.

08 Kasım 2009

Pazar: Bir Ticaret Masalı


Önce videoyu izleyin.
Filmin kendinden tamamen bağımsız(?) bir hikaye. Spoiler olmayacak yani.
Sadece bu sahne bile filme aşık olmama yeter de artar bile.


Pazar : Bir Ticaret Masalı, Altın Portokal'da En iyi film ve erkek oyuncu dahil 4 ödül almış, bu yılın tartışmasız en iyi türk filmlerinden biri olmaya aday ve bizi çok iyi analiz ederek tamamen yabancı yapımcılarla yabancı bir yönetmen (Bob Hoskins) tarafından yaratılmış bir film.

Filmin tek handikapı (insanlardan duyduğum) ilk başlarında yoğun hissedilen Balkan (Gatlif, Kusturica) ezgileri. Ama film sonradan iyice kendi havasına bürünüp, inanılmaz oyunculuk performanslarıyla yolunu! buluyor.

Bir adam ki 1994 yılında milyonların havada uçuşup herkesin aç olduğu bir doğu şehrinde hayatında ilk defa paranın söz konusu olmadığı "hatır" için bir iş yapmaya kalkıyor. Bu uğurda - çocuklara yardım etmek için - sınır geçip bir ilaç bulmaya çalışıyor. Bu yolculuk sırasında amcası (genco erkal) kendisine eşlik ediyor. Balkanik bir üslubu olsa da doğu insanını gösteren film kendine has hikayesini inanılmaz bir olgunlukla işliyor.

Arada kalmanın her türlüsü her an yaşayan bir adam var karşımızda. Alkol kumar bir yanda
allah bir yanda; para bir yanda gurur bir yanda; dürüstlük bir yanda para bir yanda; ekmek
bir yanda para bir yanda. Para her yerde. Ticaret her yerde. Arz ve talebin olduğu her yerde
para ve pazarlık var.


beklentimin hiç olmadığı bir anda izlendiğinden midir nedir beni fazlasıyla etkiledi. Arada ve finalde ki müzikli sahneler, türk sinemasında ortaya konan nerdeyse en iyi iki oyunculk performansı ve insanı şaşırtan hikaye işleyişiyle beni benden almış bir filmdir bu. Bu film herşeyiyle iyidir. İzlenilir. Mutlaka. Bizden bir hikayeyi izlemek her zmana keyiflidir.

Sakallis arkadışımla konuştuğumuz şey ise: hangi mantıkla fime bu isim verdiler. Daha ortlama bir isimle daha çok insana ulaşılabilirdi. Derdim popüler olması değil, ama sadece ismi yüzünden izlemeyenler var.
9/10

14 Eylül 2009

Venice 2009 and "Soul Kitchen"

Samuel Maoz'ın "Lebanon" filmi Altın Aslanı, Todd Solondz ise "Life During Wartime" ile en iyi senaryo ödülünü kazandı.

Colin Firth "A single Man" ile en iyi aktör ödülünü kazandı. Filmin yönetmeni ise eski modacı yeni filmci Tom Ford.
Jüri Büyük Ödülü ise bizi fazlasıyla sevindirecek birinin filmine gidiyor. Fatih Akın'ın yeni filmi "Soul Kitchen" Jüri Büyük Ödülünü kazanıyor ve bizim filme olan beklentilerimizi arttırıyor.
Diğer Ödüler ise şöyle;
Gümüş Aslan : Shirin Neshat "Women Without Men"
En İyi Aktris : Ksenia Rappoport "The Double Hour"
Marcello Mastroianni Genç Yetenek Ödülü : Jasmine Trinca "The Big Dream"
En iyi Set Dizayn : Sylvie Olive "Mr Nobody"

11 Haziran 2009

4 Luni 3 saptamini şi 2 zile


4 Ay 3 Hafta 2 Gün. Film adından daha uzun. Siz düşünün.

Cannes 2008'de en iyi film ödülü almış bir film bu. Romen yapımı. Sevdiğim bir yönetmenden, sevdiğim tarzda bir film. Uzun, sessiz sekanslar, az hareket. Benim sevdiğim sinemanın bu olduğunu biraz okuyanlar biliyor zaten.

Film ne anlayor. Kürtajın yasak olduğu ülke Romanya'da bir üniversitesi öğrencisi kız, otel odasında kürtaj yaptırmak zorunda kalıyor. Tabi yakın arkadaşı yanında, son paraları sert doktorun elinde ve canların Allah'a emanet!

Nerdeyse bir günü anlatıyor film. Ya da iki bilmiyorum. Oteli ayarlamak, parayı ayarlamak, doktoru ayarlamak, doktarun ayarlaması, doktorun ikinci ayarlaması, kürtajı ayarlamak, sevgiliyi ayarlamak, en önemlisi kendini ayarlamak üzerine bir film. Bir kadının başına gelebilecekler ve çatışmaları. Kendiyle ve dünya arasında kalmıi insanlar.

Neyse filmin ağır çözümlemesini bir sürü yerden okursunuz zaten. Ama filmi kesin "Nuri Bilge Ceylan Codec" ile izlemek lazım. Olum ben bu filmi 20, bilemedin 30 dakikada aynı etkiyi yaratarak çekerim. Ki ben film çekme tutkusu olan bir sinemasever de değilim. Ama ne uzunmuş, gereksiz yere bitmedi. Sonra bir bitti, ananı ne oldu dedim hayatımda ilk defa. Bazen cahil ve aptal olmaa hakkımı kullanıyorum. Aslında şimdi zaman geçince filmin etkisi arttı gözümde ama ilk bittiğinde biraz kızgındım. Bunu telefonda birine kustum, güldü. Alay geçti benle.

Neyse izlemeyin isterseniz. Sosyal yozlaşma, dönem romanyası ve "yeni lafım" ilişki dinami üzerine bir film. Sanırım öyle yani. Kadınlar var başrolde. Ama doktor çok pis bir insan demedi demeyin.

7/10

Laf ettim. Ama elim varmadı 6 basmaya.

24 Mayıs 2009

The Palme d'Or

Cannes Film Festivali ödülleri dağıttı. Altın Palmiye Haneke'nin "White Ribbon"una gtti.

Başkanlığını Isabelle Hupert'in yaptığı ve Nuri Bilge Ceylan'ın da yer aldığı jürinin belirledii diğer kazananlar aşağıda.


Yaşam boy onur ödülü - Alain Resnais (yarışma bölümünde "Les Herbes Folles" filmi vardı)
En iyi aktör - Christoph Waltz "Inglourious Basterds"
En iyi aktris - Charlotte Gainsbourg "Antichrist"
En iyi yönetmen - Brillante Mendoza "Kinatay"
En iyi senaryo - "Spring Fever" (Lou Ye)
Jüri özel ödülü - "Thirst" (Park Chan-Wook) / "Fish Tank" (Andrea Arnold) - paylaştılar
Camera d'Or - "Samson and Delilah" (Warwick Thornton)
Kısa Film - "Arena"
Grand Prix (ikincilik ödülü) - "Un Prophete" (Jacques Audiard)
The Palme d'Or (Altın Palmiye) - "White Ribbon" (Michael Haneke)

30 Nisan 2009

Cannes Film Festivali 2009






13-24 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek 62.Cannes Film Festivali listesi yayınlandı. Yarışma bölümü yine göz doldurucu. Aslında bu sefer biraz daha dikkat çekici diyebiliriz. Zaten bu sene festivallerde pek çok iyi film yarıştı. Sundance, Tribeca ve hatta İstanbul Film Festivalinde oldukça güzel filmler gösterildi.


Festivalin benim için ilginç filmi tabi ki Gondy'nin teyzesini anlattığı belgeseli "L'épine dans le coeur". Tabi Tarantino, Haneke, Campain, Wook Park, Ang Lee, Loch, Trier ve Noe beklenen filmlerin sahipleri. Todd Solondz yeni filmi "Forgivness"ı bitiremedii için festivale gönderememiş. Coppola'da filmi Tetro'yu yarışma bölümüne olan davetini reddetmişti.


Cannes 2009:

YARIŞMA BÖLÜMÜ
Abrazos Rotos” (Broken Embraces), yönetmen Pedro Almodovar
“Antichrist,” yönetmen Lars Von Trier
“Bright Star,” yönetmen Jane Campion

“Enter The Void,” yönetmen Gasper Noe
“Faces,” yönetmen Tsai Ming-liang
“Fish Tank,” yönetmen Andrea Arnold
“Kinatay,” yönetmen Brillante Mendoza
“Les Herbes folles,” yönetmen Alain Resnais
“In The Beginning,” yönetmen Xavier Giannoli
“Inglorious Basterds,” yönetmen Quentin Tarantino
“Looking For Eric,” yönetmen Ken Loach
“Map of the Sounds of Tokyo,” yönetmen Isabel Coixet
“Mr. Nobody,” yönetmen Jaco von Bormael
“A Prophet,” yönetmen Jacques Audiard
“Taking Woodstock,” yönetmen Ang Lee
“The Time That Remains,” yönetmen Elia Suleiman
“Thirst,” yönetmen Park Chan Wook
“Vengeance,” yönetmen Johnny To
“Vincere yönetmen Marco Bellocchio
“The White Ribbon,” yönetmen Michael Haneke


BELİRLİ BİR BAKIŞ
“Mother,” yönetmen Bong Joon Ho
“Irene,” yönetmen Alain Cavalier
“Precious,” yönetmen Lee Daniels
“Demain Des L’Aube,” yönetmen Denis Dercourt
“Adrift,” yönetmen Heitor Dhalia
“Nobody Knows About the Persian Cats” yönetmen Bahman Ghobadi
“Los Viajes del Viento,” yönetmen Ciro Guerra
“Le Pere de mes Enfants,” yönetmen Mia Hansen-Love
“Tales from the Golden Age,” yönetmen Hanno Hoefer, Ravan Marculescu, Cristian Mungiu, Constantin Popescu, Ioana Uricaru
“Tale in the Darkness,” yönetmen Nikolay Khomeriki
“Air Doll,” yönetmen Hirokazu Kore-Eda
“Dogtooth,” yönetmen Yorgos Lanthimos
“Tzar,” yönetmen Pavel Lounguine
“Independence,” yönetmen Raya Martin
“Politist, Adjectiv,” yönetmen Corneliu Porumboiu
“Nymph yönetmen Pen-Ek Ratanaruang
“Morrer Como Un Homem,” yönetmen Jao Pedro Rodgrigues
“Eyes Wide Open,” yönetmen Haim Tabakman
“Samson and Delilah,” yönetmen Warwick Thornton
“The Silent Army,” yönetmen Jean van de Velde

YARIŞMA DIŞI
Agora yönetmen Alejandro Amenabar
The Imagianirum of Docteur Parnassius yönetmen Terry Gilliam
L'armée du crime yönetmen Robert Guédiguian

GECEYARISI GÖSTERİMİ
"Drag Me To Hell yönetmen Sam Raimi
"A Town Called Panic" yönetmen Patar et Aubier
"Ne te retourne pas" yönetmen Marina de Van

ÖZEL SEÇKİ
"L'épine dans le coeur" Michel Gondry
"Me Neighbour, My Killer" Anne Aghion
"Manilla" Raya Martin ve Adolfo Alix Jr
"Min ye" Souleymane Cissé
"Pétition" Zao Yang
"Jaffa" Karen Yedaya

AÇILIŞ VE KAPANIŞ FİLMLERİ
"Up!" Pete Docter
"Coco Chanel and Igor Stravinsky" Jan Kounen


Festival jurisi : Başkan Isabelle Huppert, Asia Argento, Robin Wright Penn, Nuri Bilge Ceylan, Shu Qi (Tayvanlı akris), James Gray (Two Lovers), Hanif Kuresishi (senarist) ve Lee Chang-Dong'dan oluşmakta.


Not: Filmlerle ilgili daha sonra bir iki yazarım heralde. Noe, Haneke,Loch ve Trier muhtememelen konuşulacak şeyler yapmışlardır.

13 Nisan 2009

Five Minutes of Heaven


five minutes of heaven alman yönetmen oliver hirschbiegel imzalı bir film. Yönetmeni herkes Das Experiment, Der Untergang ve Hollywood yapımı The Invasion'ın yönetmeni. Son yazdığım hariç sağlam filmlere imza atmış biri.

İrlandalı Joe Griffen (
james nesbitt) abisinin ölümüne tanık olur ve bu travmayı üzerinden atamaz. bir televizyon programı da onu öldüren fanatik ingilizi (liam nelson)  bularak bu iki kişiyi bir tv programına çıkarmak için biraraya getirmeye çalışır. 

film yine ira temalı politik film gibi dursa da aslında bu iki erkeğin hesaplaşmasını anlatıyor. Mavi köşede, yıllarca abisinin ölümüne engel olmadığı için sorumlu tutulumuş, olay sonrası 2-3 yıl aralarla aile fertlerinin de acı ve keder yüzünden ölümüne tanık olmuş ve bunu yapanla karşılaşınca bunları ona ödetmek isteyen bir İrlandalı, kırmızı köşedeyse gençlik ateşi ve sadece popüler olma kaygısı güden aslında birini öldürmesinin ideolojik bir tarafı olmayan bir ingiliz. 

Teke Tek isimli televizyon programında karşılaşacaklar. Aslında geçmişleriyle karşılaşacaklar. biri içindeki öfkeyi diğerinin içindeki pişmanlıkla çarpıştıracak. Sonuçta da büyük patlama sayesinde program reyting alacak. Bu bölümde sert bir medya eleştirisi olduğu aşikar. Program öncesi Joe'ya samimiyet gösteren tek kişinin ise ingiliz değil doğu bloğundan bir göçmen olması ayrıca manidar. Bu ikilinin program öncesi, gerçekleşmeyen program sırasında ve sonrasında nasıl ızdırap çektikleri, her iki tarafında ayrı şekillerde geçmişten kurtulamamaları daha önce var olmasına rağmen anlatılmayan bir şey sanki. Sanki duvarda duran kedi fotoğrafını trajik bi olay olunca görmek gibi.

yönetmenin medya eleştirisi ve geçmişin izlerini arayışı oldukça ustaca. tempoyu arttırış ve azaltışları gerçekten etkili. özellikle merdiven inip geçmişini katleden adamla karşılaşmanın stresiyle yüyürken, kameran takılıp bir şekilde çekim aksayınca yapımcının tekrar çıkıp aşağaı gelebilir misin dediği bölümdeki iniş çıkışlar inanılmazdı. oyunculuklar her zaman ki ingiliz profesyonelliğinde. 

filmin sundance'ten en iyi yönetmen ve sinema yazarları ödüllerini aldığını da hatırlatmak isterim. Bu bile izlenmesi için iyi bir referans verecektir. 


8/10

12 Nisan 2009

Il Divo

Il Divo hakkında bir önyaz okuduğumda filmin bir "The Godfather" tarzı bir mafya filmi sanmıştım.


Filmin başı garip bir şekilde Gomorra'ya benziyor. Engelleri kaldırmak için yapılan toplu temizlik. Film girişi ve devamıyla beni şaşırttı ama bu olumlu yöndeydi. 

90'ların başı Guilio Andreotti 7. kere başbakan koltuğunda ( sanırım yalnız ve güzel ülkem insanı buna şaşrımaz çok). Androtti kısa boyu garip kulakları sade espri anlayışının yanı sıra oldukça zeki bir adam. Ve bu adam Pön Savaşlarından beri İtalya'da olan her olaydan sorumlu tutuluyor. Lakapları arasında Paslanmaz, Ölümsüz, Kara Papa, Yeeraltından gelen adam, Kertenkele var. 47 yıldır koltuğundan herşeye müdahil olan ama arkasında hiç iz bırakmayan biri. Genelde de mafyayla olan ilişkileriyle gündeme gelmiş birisi. İşte filmde Büyük Mafya Davası öncesi Androttiyi gösteriyor bize.

Filmin başında Androtti'nin uykusuzluk çektiği ve migreni olduğunu öğreniyoruz.Doktorlar kendisine çok ömrü kalmadığını söylemişler. ancak o:"bana öleceiğimi söylediler ama hepsi benden önce öldü" diyor. Aslında bu filmin basit bir özeti gibi. Androtti ölümsüz. Androtti suçsuz. Suç işlemediği için değil tabi bu. Yakalnmadığı için suçsuz. 
Filmdeki karakterler abartılı şekilde karikatürize edilmişler. Gerçeklik hissi kaybolmalıymış gibi. Sanki gerçek olamazmış gibi. Gerçek Androtti'nin sahip olmadığı bazı takıntılı halleri de varmış gibi gösteriyor bize Sorrentino. Ama tüm günahlarını da ayaklarımızın önüne seriyor. Filmde papaz niçin sabahın köründe kiliseye geldiğini ama Tanrıyla konuşmayıp papaza günah çıkardığını sorunca Androtti: "Çünkü Tanrı veremez ama papazlar oy verebilir" diyor. 

Şaşırmayacağınız bir şey daha; filmin sonunda Androtti 26 farklı suçtan ki aralarında suikastlar, suç örgütü üyeliği, yasadışı bağlantılar kurmak da var, suçsuz bulunuyor. Androtti 1946'dan beri mecliste. 27 kere bakanlık yapmış 7 kere başbakan ve ömür boyu senatör olarak halen yola devam ediyor. 

Film kesinlikle politik bir taşlama. Ama filmin ağır dili ve kalabalık karakter kadrosu yorucu gelebilir. Anlaşılması ve sindirilmesi zor. Filmden önce bazı detayların bilinmesi şart. Hele ki filmi ingilizce izleyecekseniz, yapmayın. Biraz daha bekleyin derim. 

8/10

İşte size gerçek Andreotti


22 Mart 2009

Devrim Yolunda Sıkılan Her Mermi Mübahdır

Makyavel'in Prens'ini okuyorum. Politik liderin nasıl olması gerektiğini anlatan 1500'lerde yazılmış bir kitap. Bir hükümdar olarak yapman gerekeni sürekli tekrarlamış : Amaç için her yol mübahdır.



60'lı 70'li yıllarda Almanya'da terörist saldıralar yapan bir örgütün tarihçesiyle karşı karşıyayız. 
Kornolojik bir belgesel havasında geçiyor film. Örgütün liderleri Andreas Baader ve Ulrike Meinhof ön planda bahsi geçenler. 

Baader asi, sert bir adam ve devrim ateşiyle yanıp tutuşuyor. Meinhof ise bilinen bir gazetecidir ve devrim yazıları yazmakta televizyonlarda konuşmaktadır. Yani Baader icraati Meinhof ise ideoloji körüklemeye çalışırlar. Tabi bir de gudrun ensslin var. Baarder'in sevgilisi ve örgütün ateşli savunucusu. Meinhof ile çatışıyor ve onun yazılarını değiştirip yeterince iyi bir devrimci olmamkla suçluyor. Manken gibi bir kız. Abartılmış bir güzellik. 

Film stefan aust'un kitabından uyarlama. Karakterlerin ve olayların incelenmesi gibi duran bir senaryo. Ne var senaryoda. İranı Şahını protesto eden bir topluluğa saldıran şah yandaşları ve onları destekleyen polis örgütü kışkırtmış oluyor. Bir öğrencinin ölümü ve kızıl lider rudi dutschke'nin vurulması buna ön ayak sağlıyor. Bunun üzerine örgüt harekete geçiyor. İlk 20 dakika da bombalama, adam kaçırma, hapisten kaçma gibi bolca aksiyon görüyoruz.  Asıl gayeleri ve rahatsızlıkları Amerikanın Vietnama girmesi, İsrailin Filistini işgali gibi şeyler gibi duruyor. Yani global bir rahatsızlıkları var. Ürdüne gidip gerilla eğitimi alıyorlar. Dayanamayıp geri dönüyorlar. Burada iç çekişmeler başlarken yüce İstihbarat şefinin orta yol bulmaya çalışan aklı selim tavırlarını görüyoruz.  Sonra nerde kırılıyoruz? Amerikan Konsolosluklarına saldıranlar yakalanıyor hapse atılıyorlar. Baskınlarla tutuklanıyor geri kalanlar. Hapse atılanları kurtarmak için çeşitli saldırılar düzenleyen 2. ve 3. nesil üyeler. Bunu kınıyor içerdeki liderler. Uzayıp giden mahkemeler. Kaçırılan uçağa rağmen serbest bırakılmayınca hapiste intihar eden teröristler. Ama senaryo kimin neden bunları yaptığını yaşadığını anlatamıyor. Sadece devrim için sıkılan kurşunlardan bolca gösteriyor. 

Film bambaşka eleştiriler almış. Bir kesim aynı Waltz and Bashir gibi en azından bize olayları hatırlattı, eleştiren tarafları var. Almanya hükümetinin yanlış tutumlarını gösteriyor diyor. Bir kesim ise şiddetle filme karşı. Örgüt üyelerini adam öldüren, basit sebeplerle eylem yapan(Meinhof eşi kendini aldattığı için evden kaçınca daha aktif rollere bürünüyor mesela), kendi içinde çatışan, ne yaptığını tam da bilmeyen bir topluluk olarak göstermekle ve hapishane şartlarının ve hükümetin halk üzerindeki baskısının hiç anlatılmadığı ve yine yapılan eylemleri bu nedenle anlamsızlaştırdığından bahsediliyor. unutmamak gerekir ki Baader Meinhof o dönemde her dört Almandan birini inandırmayı başarmış ve destek toplamışlardır. Ve hükümet baskısı da çok açık şekilde ortada.

Ben filmi olaylardan haberdar olmayan cahil biri olarak izledim. Bu haliyle filme alınması bile başlı başına cesurca bir hareket olarak göründü bana. Ama sanki hükümeti çok da suçlamayan, örgütü kanlı saldırılar yapan bir avuç grup gibi gösteren yapısı rahatsız edici. Abartılı karekter gelgitleri gerçek dışı. Hatta olup olmadığından kesin emin olunmayan hatta bazılarının kurgu olduğu açıklanmış sahneler belgesel niteliğinde bir film için abartılı. Meinhof ile Gudrun'un saç başa kavgası gibi. Genç ne yaptığını bilmeyen, neden eyleme geçmeye karar verdiği belli değil. Grup sanki mankenler topluluğu gibi pozlar veriyor ve hepsi cool. Buna rağmen oyunculuklar oldukça iyi. Yani aksayan senaryo. Bu oldukça aşikar. Bir devrim filmi değil. Sadece satmaya çalışan bir film gibi duran anları var. Patlamalarla dolu bir hollywood filmini andırıyor. ideolijiden oldukça uzaklaşıyoruz. Aceleye getirilen pek çok durum ve görüş var gibi duruyor.  Ayrıca manken kızımız Gudrun Ensslin filmin baş kahramnı olmuş desek yanılmayız. Filmin adına dahil olmasa da en etkili karakter olarak öne sürülmesi garip. 



Filmin uzun süresinde daha rahat anlatılabilicek Almanya için özellikle önemli bu yapıt insana bir şeyler hatırlatırken sanki film satsın diye bazı değişiklikler yapmışa benziyor. Bu da rahatsız edici. Biz teröristleri severiz. Onları anlamak isteriz film izlerken. Zaten hesapları kesilmiş cellatları tarafından. Biz onların anısını yaşatmak ve hatırlamak için izliyoruz gibi geliyor bana. Ama yapımcıların para kazanmak için göürşü belli : Amaca giden yolda her yol mübahdır. 

7/10

Not : Yukardaki afiş örgüt üyelerini yakalamak için ülkeye dağıtılan afiş. Her bir üyenin başına 10000 mark ödül konmuş. Vahşi Batı Almanya.

15 Şubat 2009

Milk of Sorrow


Claudia llosa imzalı Milk of Sorrow 2009 Altın Ayı ödülünü kazandı. 


Bu filmle Altın Ayı ilk defa bir peru yapımına verilmiş olmuş.

Ben daha Peru filmi izlemedim hayatım da adamlar ödül veriyor. Gerçekten Avrupa'nın 20 yıl gerisindeyiz. Ya da 50. Bilmiyorum.




Eğer İstanbul'da olsaydık




!f İstanbul kriz ortamında yaratıcı çözümler sunuyor: Senden Başla! Değişime, dönüşüme, harekete kendinden başlayan ve bunu herkese öneren 8. !f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 12-22 Şubat tarihlerinde sizi bekliyor!

Bu yıl herkes gibi kendini zorlu dünya koşullarının içinde bulmak, şehrin genç, renkli ve alternatif festivali !f istanbul’u can alıcı sorulara yöneltti: Ne yapıyoruz? Neden yapıyoruz? Nasıl ve kimlerle yapıyoruz? Ve bu süreçte festivalin herkese bir önerisi var: Senden Başla!

“Küresel ısınma, benzeri görülmemiş ekonomik çöküntü, artan toplumsal şiddet. Tüm bunlar insanda güçsüzlük veya çaresizlik gibi hisler yaratabiliyor,” diyor !f koordinatörlerinden Serra Ciliv. “Biz ise başa dönelim diyoruz. Küçük ölçekli de olsa samimi değişim çabalarının aslında geniş yankıları olabileceğinin altını çizmek istedik,” diyerek ekliyor ve festivalin programını bu söylemle paralel bir çizgide hazırladıklarını belirtiyor. !f İstanbul bu yıl, bireysel değişim çabaları ve aktivizmi konu alan filmlerden; kendi filmini yap, kendi soundtrack’ini bestele, kendi afişini tasarla gibi başlıklar altındaki atölyelerine kadar her alanına yeniden üretimin damgasını vuruyor.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın desteğiyle gerçekleşen festival, klasikleşen İstanbul mekanları Beyoğlu AFM Fitaş, AFM İstinyePark ve AFM Caddebostan Budak’a bu yıl bir yenisini ekliyor ve Beyoğlu Emek Sineması’na da taşınıyor. !f Ankara ise 26 Şubat – 1 Mart tarihlerinde Ankara AFM Cepa Sineması’nda izleyicisiyle buluşuyor.

Bu sene gnçtrkcll’liler, alışkanlık haline gelen “1 bilet alana 1 bilet bedava” avantajını festivalde de yaşıyor. gnçtrkcll’lilere festival boyunca, hafta içi gündüz tüm seanslarda, 2. bilet bedava.

!f istanbul’un bol ödüllü Hit menüsü!

Festivalin heyecanla beklenen etkileyici yapımları arasında; Mickey Rourke’un yıllanmış oyunculuğunun tadına doya doya varma şansı yakalayacağımız, yılın en çok konuşulan ve Oscar adaylığına kesin gözüyle bakılan Darren Aronofsky filmi The Wrestler, yılın en iddialı yapımlarından biri olduğunu 4 dalda Golden Globes ödülü, çeşitli festivallerden evine götüdüğü 26 ödül ve 35 dalda adaylığıyla kanıtlayan, Danny Boyle’dan Slumdog Millionaire, güzelliğiyle gözlerimizin perdesini kaldırırken duru oyunculuğuyla kalplerimizi bir kez daha fetheden Michelle Williams’ın başrollerinde yer aldığı Wendy&Lucy, geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali dahil birçok prestijli festivalde en çok ilgi gören filmlerden biri olan Synecdoche NY, Sundance Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’nü evine götüren Man on Wire, politik mizah anlayışıyla ortalığı karıştırmak konusunda son derece iddialı olan Bill Maher’in zeki komedisi Religuolus, Berlin’deki dünya prömiyerinin hemen ardından !f Istanbul’da görücüye çıkan, Koş Lola Koş’un yetenekli yönetmeniTom Tykwer’in en son filmi The International, Charlize Theron ve Kim Bassinger gibi yıllandıkça tadını alan iki oyuncuyu bir araya getiren Burning Plain, Mori Hiroshi’nin muhteşem romanı The Sky Crawlers’ın uyarlaması anime The Sky Crawlers, iki kişinin karışık kasetler, gece hayatı ve canlı müzik eşliğinde geçirdikleri eğlenceli bir ‘uykusuz gece’nin filmi Nick And Norah’s Infinite Playlist ve dehasına geniş kitlelerin hayran kaldığı Tokyo! üçlemesi bulunuyor.

Üzerinize rahat bir şeyler alın!
İşte !f İstanbul programından seçmeler…

Yaklaşık 70 filmin; Hit Filmler, Gökkuşağı, Senden Başla, Kuzey Işıkları, Minimumda Maksimum: Amerika’dan Yeniler, Tek Planda Dünya, Nöbetçi Sinema, Fantastik Filmler, !f Kült ve Kısalar bölümleri altında gösterileceği, dünyanın birçok prestijli festivalinde gösterime girmiş ve sinema salonlarında binlerce insanın dünyasına yeni bakış açıları getirmiş filmlerden oluşan !f İstanbul programına hazır mısınız? İşte !f İstanbul bölümleri ve öne çıkan filmlerden bazıları:

Genç bağımsız sinemanın maddi ve manevi destekçisi:

!f İnspired / Keşif Uluslararası Film Yarışması

Geçtiğimiz yıl ünlü yönetmen John Cameron Mitchell, Cannes Film Festivali yönetmenlerinden Christophe Leparc, Screen International dergisi editörü Wendy Mitchell, tanınmış fotoğrafçı Perry Ogden ve ülkemizdenReha Erdem’in jüriliğini yaptığı 15.000 dolar para ödüllü !f İnspired / Keş!f Yarışması bu yıl devam ediyor. İstanbul’u yeni sinemanın merkezi haline getirmeyi amaçlayan, !f İnspired/Keş!f Uluslararası Film Yarışması dünyanın dört bir yanından genç ve yeni sinemayı maddi ve manevi anlamda destekliyor.

Bu yıl yarışmada ilk kez Selim Eyüpoğlu, Selin Gürel ve Murat Emir Eren’den oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jurisi, !f İnspired / Keş!f Uluslararası Film Yarışması’ndan seçeceği bir filme‚ “Siyad En İyi Film” ödülünü veriyor.

!f Inspired / Keşif Filmleri

Salamandra:
 Patagonya’da birbirine bağlı ama bir o kadar farklı iki hayatın hikayesi Salamandra, geçtiğimiz yıl Cannes’da ses getiren yapımlardan biri.

Uprise: Sandro Aguilar’ın şiirsel yapımı Uprise, iç dünyalarında yalnızlıklarıyla boğuşan insanların hikayesine dokunmanız için elinizi nazikçe kavrayarak onlara uzatıyor.

Better Things: İzolasyon teması daha önce bolca işlenmiş olsa da Hopkins, Better Things ile bu çok kişisel alana benzersiz bir bakış açısı ve İngiltere kırsalının kalbinde keşisen hayatlara, kayıplara ve aşklara apayrı bir dürüstlükle yaklaşıyor.

Story of Jen: Hayatınız size ne getirecek bilemezsiniz. Hele hiçbir şey hakkında henüz fikri olmayan, derin yaralar taşıyan, ergenliğe yeni adım atan bir gençseniz.

Afterschool: Campos’un ilk filmi Afterschool artık her cepten çıkabilecek kameralarla yakalayabileceğimiz anlara ithaf edilmiş. Bu dünyadaki yerini bulmaya çalışan – yerini bulmuş ama tedirgin olan - herkes için bir önizleme.

Parking: Haruki Murakami romanlarının hissiyatını andıran Parking, en gündeliğin içindeki gerçeküstünü, en alakasız gibi görünen komik bir muhabbetin içindeki felsefi dokundurmaları yakalarken, kaotik şehir hayatının ruhuna da parmak basıyor.

Cold Lunch: Oslo’nun Majorstua mahallesinde yaşayan beş insanın iç içe geçen hayatlarından dizileri ekrana taşıyan film, bir hareketin yaşamı ne derece etkilediğini gözler önüne seriyor.

Divisionz: Uganda’nın başkenti Kampala’da gerilla tekniklerle çekilmiş hareketli bir film. Zamana uygun, genç ve gerçekçi bir bakışla Kampala’daki hayatı gözler önünde seren Divizionz, Kampalalıların umutlarını, hayal kırıklıklarını, önyargılarını ve süreç içerisinde edindikleri hayat derslerini sade ama haraketli bir şekilde anlatıyor.

Senden Başla:

Bu yıl felsefesiyle festivale ruh veren bölümde yeni yaşam felsefeleri, aktivizm, kendi yolunu seçen, koşullarını yaratan ve bu sayede başkalarının yaşamlarını da değiştirebilmiş insanların hikayelerini anlatan filmler bir araya geliyor. Kanadalı aktivist Paul Watson’ın kalbi olduğu Sea Shepherd Conservation Societyekibinin hız kesmeden balina avına devam eden japon balıkçı gemileriyle amansız savaşını anlatan At the Edge of The World, Filistin hip hop hareketini konu alan, Ortadoğu’da yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan bu alt-kültürün öncülerinden söz ederken, bir yandan da Filistin ve İsrail’deki günlük yaşama ve Arapların sahiplendikleri toplumsal kimliklerden birine taze, zihin açıcı ve sofistike bir bakış getiren belgesel yapımSlingshot Hip Hop; kaykay, surf, punk, hip hop ve grafiti gibi DIY (Do It Yourself – Kendin Yap) alt kültürlerini özümsemiş bir grup insanı, seçilmiş sanatçıları, kişisel hikayelerini ve bu hayallerin bir nesli nasıl etkilediğini konu eden yılın en çarpıcı yapımlarından Beautiful Losers, Oscarlı yönetmen Alex Gibney ve yapımcı Graydon Carter’ın elinden çıkan Gonzo, Eraserhead, Mulholland Drive, Blue Velvet, Twin Peaks, Wild At Heart, The Elephant Man gibi düşsel klasikleri yaratan adamın kafasına nadir bir bakış olanağı veren Lynch, Senden Başla bölümünün çarpıcı filmleri arasında.

Kuzey Işıkları:
Her yıl dünyanın farklı coğrafyalarının anlatımlarına yer veren !f İstanbul bu yıl İskandinavya topraklarını keşfe çıkıyor.

Yılın çok konuşulan filmleri; İzlandalı şair ve rock sanatçısı Didda Jonsdottir’in filmin ana karakteri Anna’yı canlandırdığı ve İzlanda’nın tüm yaşam öğelerini içinde barındıran Back Soon, istemeden fakat “zorunlu” olarak yaptıklarımızın çocuksu utangaçlığı ve pişmanlığını bize hatırlatan Involuntary, bir araba kazasının iki insana geniş ve bambaşka olasılıkların olduğu yeni birer hayat vermesini konu alan Just Another Love Story, Dogma lezzetindeki İzlanda filmi Country Wedding, Berlin duvarı çökmekteyken yaşanan pırıl pırıl ve bir o kadar da dramatic, Joy Division gibi dönemin ünlü gruplarının müzikleri eşliğinde, büyümeyi konu alan son derece eğlenceli bir komedi; The Man Who Loved Yngve.

Karşı Sesler:

Dünyaya yayılan alt kültürler yaratacak kadar söyleyecek sözü olan müziklerin, müziğin notalarının film kareleriyle tüm bedenimize yayıldığı filmlerin bölümü Karşı Sesler’de No Wave müzik hareketinden yükselen en progresif ve başarılı gruplardan biri olmayı sürdüren Sonic Youth hakkında amatör ruhu taşıyan profesyonel bir bakışla çekilen belgesel Sonic Youth: Sleeping Night Awake, Son 20 yılın en etkin gruplarından biri olan Public Enemy’nin en son dünya turnesinde sahne arkasına dalan, grubun tarihini ortaya koyan ve Beastie Boys, Rage Against the Machine ve Henry Rollins gibi önemli sanatçılarla konuşarak grubun yarattığı etkinin çapını ortaya çıkaran Public Ennemy: Welcome to Terrordome, Eylül 2007′de, Güney Afrika’nın Soweto şehrinde terkedilmiş bir elektrik santralında dünyanın en iyi 16 b-boy’unun kapışmasını konu alırken, kişisel dramların içinden geçip dansların çılgın figürlerinden çıkarak, bize bu yarışmanın başından sonuna kadar rehberlik yapan Turn It Loose ve Berlin elektronik müzik camiasının tanınmış yapımcı ve DJ’lerinden Paul Kalkbenner’in elinden çıkan müziğe tutkun herkesin içine işleyecek Berlin Calling yer alıyor.

Minimumda Maksimum: Amerika’dan Yeniler

Yeni dalga bağımsız Amerikan sineması Istanbul’da! Bölümde; mahallelerin, şehirlerin, çocukluğun geçiciliğini gözden geçirirken, duygusal gerçeklikleri kaba komediyle dengeleyen Momma’s Man, kalbi kırıklar, hayatın şaşırttıkları, hırsızlar, yabancılar hakkında çekilmiş en güzel filmlerden biri olan The Pleasure of Being Robbed, birçok hayatın sürüklendiği felaket için bir çözüm arayan Half-Life, komik ve oldukça ciddiDuplass kardeşlerin yarı korku komedisi Baghead, derin ve haksız kayıpların, ve saflıktan deneyime giden ilham verici yolculuğun dramatizasyonu Wellness, hem başrol oyuncuları hem de yönetmenleri olan Greta Gerwig ve Joe Swanberg’in değişmekte olan bir ilişkinin tüm duygusal çıplaklığının ortaya koyduğu; çok basit, ancak bir o kadar da ferahlatıcı bir film olan Nights And Weekends dikkatleri çekiyor. Bu bölümün filmleri içtenlikleriyle öne çıkıyorlar.

Tek Planda Dünya:
Tek Planda Dünya filmleri bütünsel bir yaklaşımla günümüze ve dünyada olup bitenlere hem ruhani hem de politik bir bakışla yaklaşan ve sözünü sakınmayan filmlerden oluşuyor.

Bölümde, yönetmen Yüksel Yavuz’un kendi göç hikayesiyle Türkiye’deki güncel Kürt sorunu arasında bağlantı kurduğu belgesel yapım Close-Up Kurds, Barselona’da, Darfur’a yardım amacıyla düzenlenen uluslararası pop konseri ‘Sing for Darfur’un gününde çekilmiş, kendileriyle meşgul bir sürü farklı insanı takip eden Sing for Darfur; fabrika çalışanlarını, sirkte sahne alanları, törende yürüyen gazileri ve isimsiz yüzlerce insanı kendi anlarında yakalayan Kinogamma Part1 / Part2 izleyiciyle buluşuyor.

Gökkuşağı:

Farklılıkların farkında olan ve bunu anlatma merakında cesur filmlerden oluşan Gökkuşağı bölümünde bu yılın gözbebekleri: Amerika’nın değişen cinsel coğrafyasını en son yapılan araştırmaların ışığında ekrana taşıyan Bi The Way, hayata apayrı yaklaşan Carla ve Lucie’nin kader tarafından araya getirilişinin ince işlenmiş öyküsü Nothing Else Matters, geçtiğimiz yıl New York G&L Film Festivali’nde En İyi Yabancı Film, Berlin Film Festivali’nde ise En Iyi Film Teddy Ödülü’nü evine götüren The Amazing Truth About Queen Raquela, huzurun, saf aşkın ve özlemin sessizliğinin derinden hissedildiği Deniz Buga Shorts, İran’a ve rejimin çarpıklıklarına içten ve provokatif bir mercekten yaklaşan, hayatın kenarlarında yaşamlarına devam eden, cinsiyet değiştirme operasyonu geçirmeyi planlayan genç nesil erkekleri konu alan çarpıcı belgeselBe Like Others, ünlü yönetmen Greg Araki’nin başyapıtlarından biri olan The Living End’in dijital olarak yeniden düzenlenmiş taze versiyonu bulunuyor.

Nöbetçi Sinema:

Korkuyu ensenizde hissettiğiniz Nöbetçi Sinema bölümünün bu yıl sizi iyice gerecek yapımı; Teksas güzeli, lisenin prensesi Mandy’nin tatlı başlayan ama bir kabusa dönüşen hikayesi All The Boy Loves Mandy Lane,The Machine Girl’e imza atan yaratıcı ekibin yeni çalışması, kült aksiyon-korku filmi Tokyo Gore Police, 10 yaşında kaçırılan ve bulunduğunda vücudunda kimsenin açıklayamadığı darp izleri bulunan, 15 yıl sonra işkencecisinin karşısına bir av tüfeğiyle çıkan Lucie’nin hikayesini konu alan Martyrs.

Fantastik Filmler:

Gnçtrkcll sponsorluğunda gerçekleşen, gerçek dünyayla olan bağlantınızı renkli karelerle ve farklı tekniklerle kesen filmlerden oluşan bölümde; savaşın insanı nasıl bir canavara dönüştürdüğünü gözler önüne seren ve bizi karanlığın umutsuz özüne, kurtuluşun olmadığı yere götüren Sauna, gerçek üstü bir 19. yüzyıl dünyasında geçen, gotik bir peri masalı atmosferini soluyacağınız Edison&Leo, geçtiğimiz yılın bol ödüllü ve bol renkli animasyonu Hint Ramayana destanının başrolündeki hindu tanrıça Sita’nın hikayesine postmodern ve espirili bir yorum getiren Sita Sing the Blues, inanç ve dini idealleri hunharca yöneten fantastik ve tek düze bir metropolün hikayesi Franklyn, bolca soyguncu, buharlı tren, afyon dolu genelevleriyle Mançurya’nın kucakladığı anarşist ve çok uluslu kültürün içinde geçen bir serüven: The Good, the Bad, the Weird, tanınmış yönetmen Bruce McDonald’ın elinden çıkma ve Tony Burgess’in bir romanından uyarlama; bir zombi filmi, kara mizah ya da dil, algı ve ölüm hakkında çarpıcı bir post-yapısalcı fantazi olarak düşünülebilecek Pontypool sizi yaratıcı beyinlerinden kıvrımlarında bir geziye çıkarıyor.

!f Kült:

!f yeni bir geleneğe imza atıyor ve !f Kült kapsamında her yıl, Altyazı işbirliği ile dünyanın bugünkü hallerine söyleyecek sözü olan özel bir film arşivlerden seçilerek izleyiciye sunuluyor. Bu yıl !f Kült’ün filmleri ise; Yeni İngiliz Sineması’nın öncü yönetmenlerinden Lindsay Anderson’ın 1973 yapımı filmi, efsane ingiliz rock n’ roll gruplarından The Animals’ın kurucularından Alan Price’ın müziklerini yaptığı, hem Brecthyen, hem Marksist, hem gerçeküstücü, hem öfkeli, hem de absürd bir epik yolculuk şaheseri O Lucky Man ve Dario Argento’nun yönetmenliğini yaptığı 1975 yapımı bir klasik, gerilim türünün en başarılı örneklerinden, sizi kırmızının derinliklerine götüren Profondo Rosso / Deep Red.

Sadece izlemeyin, !f İstanbul’u tüm duyularınızla hissedin!

Festival Merkezi’ni bu yıl Tünel’e taşıyan !f İstanbul, etkinliklerinde misafirlerini Lokal Tünel’de ağırlıyor. Gösterimleriyle sinema ziyafeti sunan !f istanbul’un etkinlik takvimiyle size yerinizde duramayacağınz bir 10 gün vaad ediyor. Ajandanıza hemen not alın:

Görüntüler, Sesler ve İlham Kaynakları: Paul Kalkbrenner Konuşuyor 
Mekan: Lokal Tunel
Tarih: 13 Şubat Cuma
Saat:18.00
Konuşmacı: Paul Kalkbrenner
Berlin elektronik müzik camiasının bilinen plak şirketi Bpitch Control’un; başarılı minimal, techno ve electro ritimleriyle tanınan DJ’i ve prodüktörü Paul Kalkbrenner, !f İstanbul açılış partisinde setin başına geçiyor. Ondan önce ise, Festival Merkezi’nde hayranlarıyla ve genç elektronik müzik camiasıyla buluşup Berlin’in Sesi filminin yapılış sürecinden, soundtrack prodüksyonunun kendisi için ifade ettiklerinden ve kişisel ilham kaynaklarından söz edecek.

Filminizi Uluslararası Alanda Nasıl Pazarlamalı?
Mekan: Lokal Tunel
Tarih: 14 Şubat Cumartesi
Saat: 14.00
Konuşmacılar: Laird Adamson, Zeynep Özbatur
New York’un bilinen bağımsız film yapım ve dağıtım şirketlerinden biri olan Magnolia Pictures’ın uluslararası satış directorü Laird Adamson ve Nuri Bilge Ceylan’ın yapımcısı Zeynep Özbatur bir filmin uluslararası pazarlama ve satışı konusunda merak ettiğiniz tüm soruları cevaplıyor.

Harekete Katılmak, Kalıpları Sorgulamak
Mekan: Lokal Tünel
Tarih: 14 Şubat Cumartesi
Saat: 16.00
Konuşmacı: Jackie Salloum, Çiğdem Mater
Jackie Salloum, Sapan & Hip Hop adlı filminde, Filistin’de ortaya çıkan ve kısa zamanda dünyaya sesini duyuran hip hop’çuları ve yaşamlarını, dünyaya, politikaya, ülkelerine ve direnişe bakışlarını irdeleyerek, onların dünya festivallerinde dolaşmasını, tanınmasını ve mesajlarını duyurmalarını sağladı. Gazeteci Çiğdem Mater ve Jackie Salloum ilham kaynakları, hareket biçimleri ve kalıpların yıkılmasına dair olası öyküler hakkında konuşuyor.

Altyazı Tartışıyor: O Lucky Man / Ah Şanslı Adam!
Yurvarlak Masa
Mekan: Lokal Tunel
Tarih: 15 Şubat Pazar
Saat: 19.00
Konuşmacılar: Altyazı
Altyazı Aylık Sinema Dergisi ekibi, bundan böyle her yıl !f İstanbul’da, sinema tarihinin derinliklerinden özenle çekip çıkardığı, günümüz dünyasını daha iyi anlamamızı sağlayabilecek kült bir filmi sunacak ve söz konusu film üzerine bir tartışma seansı gerçekleştirecek. Dergi yazarlarının yöneteceği tartışma seansı, dinleyicilerin de katılımıyla filmin 15 Şubat Pazar günü yapılacak gösteriminin ardından gerçekleştirilecek

Hayata dair seçimler: Burası ve Orası
Mekan: Lokal Tunel
Tarih: 16 Şubat Pazartesi
Saat: 17.00
Konuşmacı: Tanaz Eshagian, Umut Güner
Bugün İran’da cinsiyet değiştirme operasyonları yasal. Yirmi yıldan uzun bir süre önce Ayetullah Humeyni’nin verdiği bir fetva ile ‘teşhisi konmuş transseksüellerin’ cinsiyet değiştirmeleri yasal ilan edilmişti. Ancak bugün İran’da eşcinselliğin cezası ölüm. Tanaz Eshaghian, ‘Herkes gibi Ol’ adlı belgeselinde, cinsiyet değişimine hazırlanan birkaç genç erkeğe bu yolculuklarında eşlik ederken, izleyicilerine İran’ın şeriat kanunlarının eşcinsel erkeklerden nasıl böylesine şiddet dolu talepleri olabildiğine dair ipuçları da veriyor. Diğer yandan Kaos GL yazarlarından Umut Güner, bir süredir, oldukları gibi yaşayabilmek için ülkelerinden kaçmak zorunda kalan gey, lezbiyen ve transseksüellerin hayat hikayeleri ile ilgileniyor. Tanaz ve Umut, burada ve orada olabilmek üzerine, ya da bu baskıcı toplumlarda yalnızca ‘olabilmek’ üzerine konuşacaklar.

Kendini anlat: Öteki Türkiye Projesi
Yuvarlak Masa
Mekan: Lokal Tunel
Tarih: 18 Şubat Çarşamba
Saat: 17.00
Katılımcılar: Emre Akay, Doğa Kılıçoğlu, Can Kılıçoğlu, Bingöl Elmas, Berke Baş, Belmin Söylemez, Haşmet Topaloğlu, Somnur Vardar Öteki Türkiye, Avrupa kültür kanalı ARTE ile Fransız yapımcı Patrice Barrat’nın ortak projesi. Projenin amacı sözü “buralı” yönetmenlere bırakıp Türkiye karmaşasının kapısını biraz da olsa aralamak. Öteki Türkiye’nin yönetmenleri bu etkinlikte, şu anda devam etmekte olan çalışmalarını, kendi ilham kaynaklarını, yaklaşımlarını ve projelerinin detaylarını paylaşıyor olacaklar.

Nasıl Yaptım? Bir Daha Yapsam Nasıl Yapardım?
Yurvarlak Masa
Mekan: Lokal Tunel
Tarih: 19 Şubat Perşembe
Saat: 17.00
Konuşmacılar: Keş!f yönetmenleri
!f’in uluslararası yarışması Keş!f, dünyanın dört bir yanındaki en ilham veren genç yönetmenlerin en son yapıtlarını gururla sunar. Yarışma ses getiren bu yeni kuşak yönetmenlerle bir araya gelmemiz için aslında bahane. Onlarla tanışmak, son filmleri hakkında deneyimlerini paylaşmak ve nasıl yaptıklarını öğrenmenin tam zamanı!

!FZINE Festival Günlük Gazetesi
Tarih: 12-22 Şubat
Dünyanın çeşitli ülkelerinde sinema tutkunlarını bir araya getirerek çeşitli etkinlikler düzenleyen ve festival gazetelerine imza atan Nisi Masa, bu yıl !f İstanbul için festival boyunca her gün yayınlanacak !FZINEhazırlayacak. Festivalin İstanbul ayağı boyunca, 12-22 Şubat tarihleri arasında, toplam 12 sayı olmak üzere hergün basılacak günlük festival gazetesi !FZINE festival izleyicisine ve konuklarına ücretsiz dağıtılacak. Ayrıca gazetenin online versiyonu hergün internetten de yayınlanacak. En taze festival haberlerine ulaşılabilecek, günün filmleri hakkında bilgi edinilebilecek !FZINE festivalin nabzını tutacak.

!FZINE Film Gazeteciliği Atölyesi
Mekan: Lokal Tunel
Tarih: 20 Şubat Cuma 13:00 / February 20, Friday
Saat: 13:00
Katılımcılar: Nisi Masa Türkiye
Festival süresince !FZINE’i hazırlayan NISI MASA Türkiye, bu yıl !FZINE Film Gazeteciliği Atölyesi ile festivalin konuğu olacak. Türkiye’den genç ve amatör film yazarlarının, fotoğrafçıların katılacağı atölye süresince katılımcılar festival programındaki filmler hakkında inceleme, eleştiri yazıları, röportajlar ve tematik makaleler ile; festivalin atmosferini yansıtan fotoğraflar üretecekler. Atölye genç yazarların ve fotomuhabirlerinin birbirlerinin film yazıları ve fotoğrafları üzerine fikirler sundukları, birlikte ürettikleri, üretirken öğrendikleri bir platform olarak oldukça dikkat çekici.

Küçük Olsun, Senin Olsun: Yeni Amerikan Bağımsızlar Anlatıyor
Yuvarlak Masa
Mekan: Lokal Tunel
Tarih: 21 Şubat Cumartesi / February 21, Saturday
Saat: 16.00
Konuşmacı: TBC
Bu yıl !f samimiyetleriyle ve yenilikleriyle öne çıkan bağımsız Amerikan yapımlarını bir araya getiriyor: Wendy & Lucy, Geceler ve Haftasonları, Annesinin Oğlu, Okul Çıkışı, Wellness, Soyulmanın Hazzı, Yarı Ömür ve Kesekağıtlı Katil. Amerikan bağımsız filmciliğinde yeni ve heyecan verici bir akıma işaret eden bu filmleri yaratanlardan bazıları, bizlerle hikayelerini paylaşıyorlar.

!f Sergi
Tarih: 12-22 Şubat
Mekan: Lokal
Galeri Splendid ortaklığı ile ‘Dünya’da Sen’ teması altında sanatçı ve tasarımcıların afişleri sergileniyor.

Biraz da dans… Efsane !f Partilerine dikkat!

!f İstanbul Açılış Partisi
Paul Kalkbrenner / Mabbas
Yer: Ghetto
Tarih: 13 Şubat Cuma
Saat: 23:00
Berlin elektronik müzik camiasının havalı plak şirketi Bpitch Control’un; başarılı minimal, techno ve electro ritimleriyle tanınan havalı DJ’i Paul Kalkbrenner, !f İstanbul açılış partisinde ısısı yüksek bir gece için setin başına geçiyor. Paul Kalkbrenner öncesinde sizi geceye hazırlayacak Mabbas, performans sonrasında yine kabini devralıyor.

!f Gökkuşağı Partisi
Yer: Babylon
Tarih: 21 Şubat Cumartesi
Saat: 22:00
!f her yıl çok konuşulan ve sabırsızlıkla beklenen geleneksel Gökkuşağı partisini yine gururla sunuyor! Babylon, Babylon Lounge ve Üst Kat’tan oluşacak üç farklı alanda 8 DJ ve 1 VJ’den oluşan güçlü !f Gökkuşağı ekibi sizi disco, pop, electro, funk ve kitsch alemlerinde doyumsuz bir gezintiye davet ediyor. Pink Room, Milk Room ve L Room arasında tüm gece boyunca mekik dokuyacağınız bu müthiş parti kaçırılmamalı!

Kısa’ca “Party!”
Mekan: Lokal
Tarih: 19 Şubat Perşembe
Kısacıların partisi nasıl olur diye düşündük ve onlara sorduk. Tüm içeriğini kısacıların kendi performans ve aksiyonlarının oluşturacağı bu partide film/video yapmak yanında kısacıların nasıl eğlendiğine, neler yaptıklarına şahit olacağız. “İzleyici oylaması” sonucunun da açıklanacağı partide ayrıca “Türkiye’den Kısalar”dan küçük bölümler izleyecek ve yönetmenleri daha yakından tanıyacağız.

!f İstanbul Kapanış Partisi: Birşeyler Yap!
Beautiful Losers Artists
Yer: Lokal
Tarih: 22 Şubat Pazar
Saat: 23:00
Kendi mecralarını yaratan ve kullanan, kendi oyunlarını oynayan, kendi mesajlarını veren, kendi aşklarını anlatan, kendi danslarını eden, kendi eğlencelerini yaratan genç sanatçıların bir araya gelip yarattıkları bir !f partisi, bu gece için bir araya gelmiş bir eğlence kolektifi. !f 2009′u uğurlarken, kapanış partisinde kendimiz en sevdiğimiz genç DJlere, VJlere, oyunbazlara ve diğerlerine bırakıyoruz. Bize surpirizlere şaşırmak, oyunlara ve dansa katılmak düşüyor.

Biletler 1 Şubat’ta satışta!

!f istanbul festival biletleri 1 Şubat’ta www.mybilet.com üzerinden ön satışta, 07 Şubat tarihinden itibaren Beyoğlu AFM Fitaş, AFM İstinyePark, AFM Caddebostan Budak, Beyoğlu Emek Sinemaları gişelerinde ve Capacity AVM, Cevahir AVM, Profilo AVM, Kanyon AVM, Erenköy, Ümraniye, Nişantaşı, Beyoğlu D&R’larda.

!f Ankara festival biletleri ise 15 Şubat’ta www.mybilet.com üzerinden ön satışta, 21 Şubat tarihinden itibaren Ankara AFM Cepa Sinemaları’nda ve Panora AVM’de.

Daha fazla bilgi icin www.ifistanbul.com adresini ziyaret edebilirsiniz.


Annemin notu : Keşke İstanbul'da olsaydık da gidebilseydik. Ne güzel filmler varmış.

  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP