italya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
italya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

02 Ocak 2014

The Great Beauty

Seyahat etmek yararlıdır, hayal gücünü geliştirir.
Geriye kalan her şey hüsran ve angaryadır.
Yolculuğumuz tümüyle hayalîdir. Gücünü buradan almaktadır.
Yaşamdan ölüme yol alır.
İnsanlar, hayvanlar, şehirler, olaylar birer hayal ürünüdür.
Bu bir romandır, yalnızca kurgusal bir hikâyedir.
Littré öyle söylüyor ve o hiç yanılmaz. Ayrıca o kadarını herkes yapabilir.
Siz sadece gözlerinizi kapayın. O, yaşamın diğer tarafındadır.
Louis-Ferdinand Céline
“Gecenin Sonuna Yolculuk”
 

Bence yılın en iyilerinden. Zaten yıl sonu listesinde yer alacağı kesin. 


kesinlkle bu senenin en iyilerinden. nedense biraz türkiyeye uyarlayarak hissettim filmi. mesela aslında hiç bir olayı olmayan GüneriCivaoğlunun sürekli partilerde dolaşması ve yaşantısı. Sadece JEP'in sivri dili buralarda rastlanılmayacak düzeyde sert. Ve zaten filmi biraz da bu sert, alaycı ve eleştiren dil güzelleşiriyor.

Burjuvanın göbeğindeki bir adamın ince bir kırılmayla  nasıl da içinde tuttuğu dalga geçme potansiyelini dışar vurduğunu izliyoruz. Dalga geçme diyorum zira kesinlikle öfkeli değil JEP. Gayet sakin ve rahat. Bu adamı etkiliyor zaten. Soğukanlı ve zeki. 

bence dikkat ederek izlenildiğinde değeri artacak bir film. Üstelik eğlenceli de. Hatta yılın en iyilerinden.

9/10

03 Ekim 2012

Terraferma

Sıcak italyan filmi.


Biraz "amarcord" biraz "il postino" biraz deniz, biraz "ken loach"vari mülteci sorunu.

Bir adada dış dünyaya ne olsa kapalıdır. İnternet televizyon telefon bunu değiştiremez. Oranın halkı bu nedenle kapalı ve kendine dönüktür. Ve kültürü daha yoğundur.

Ama kapitalist düzen insanı değiştirir, toplumu değiştirir. Eski balıkçılarla yeni nesil arasında yetinmekle daha zengin olmak, eşitlikle bencillik arasında giden tartışmalara kaçak göçmenlerin kayığı eklenince ada iyice karışır. Biraz saftirik kahramanımız ise herşeyi yeni keşfettiği bu yazın nasıl biteceğini kestirememektedir.

Film sıcak ve güzel. Klasik bir italyan aile hikayesi. Baaria gibi dönemlere yayılmasa da İtalya'nın kokusunu almak mümkün.

7/10

11 Mayıs 2011

I Soliti Ignoti

öncelikle inanılmaz eğlenceli bir film.


Birbirinden alakasız karakterlerin bir araya gelip bir soygun yapmaya çalışması ve sonrasında hayatlarının yine bambaşka yönlere savrulmasını anlatan bir film.

filmde çalışmanın kötülüğü üzerine dizilen sözlerden sonra aşık olmamak elde değilse de farklı konulardaki taşlamaları da gayet başarılı. yani alt metni doldurmuş demek doğru olacaktır.

bazı kurgusal hatalar olsa da (tek kadın soyguncunun ayrıldığı eski sevgilisi ölünce sebepsiz ortadan yok oluşu gibi) bazen kolaya kaçtığı düşünülse de oldukça eğlenceli (bu yıl en çok güldüğüm film açık ara) ve hareketli.

Şiddetle tavsiye edilir.

Not : Film her biri başka özelliğiyle soyguna katkı sağlayan adamlardan oluşmasıyla Ocean's Eleven'a öncülük yapar gibi. Bob Le Flambeur'un eğlencelisi gibi yani.

09 Mart 2011

I am Love



Valla bazı filmleri izlerken sıkılırsın ruhun daralır ama sonra bir kaç gün geçince tadına varırsın anlamaya başlarsın. Bir anda derinleşmeye başlar. Düşündürtür sana. Bu film öyle değil. Canının sıkıldığıyla kalıyorsun.

Rusyada fakir güzel bir kızken İtalyan zengin bir koca aracılığıyla Romaya gelen ve burjuvaizinin göbeğinde sırıtmadan yaşayan Tilda (adını unuttum. tilda swinton) hayatının rutuninden ve daha fazlası aileyi çevirmenin yarattığı baskıdan sıkılmıştır. Oğlunun aşçı arkadaşı bir anda karşısına çıkar ve o nasıl olduğunu bile anlamadan onun çekimine kaptırıp tehlikeli sulara sürdü. Tabi ki her burjuva filmi gibi bu da felaketin başlangıcıdır.

Böyle işte. Cloud Chabrol'den hallice. İyi demek istemeidm. Onun gibi işte.
Memeler. tilda yine taş yine güzel. seviyorum ben o kadını.

Filmin tek iyi yanı o.

6/10

02 Aralık 2010

Baaria

bir tarnatore filmi. İtalyan yani.


ne çok film izledik 1930-40ların italyasını anlatan. Ülkenin o dönemi mi iyi yoksa dönemde çocuk olanlar büyüyüp iyi yönetmenler mi oldu bilmiyorum.

Ama tarnatore'nin yeni filmi tam bir İtalya filmi. Il postino ve Cineam Paradiso arasında giden anlatım tarzı ve hikayesi ile de Angeloupolus Ağlayan Çayırları gibi (nesil hikayesi ve yılları. o kadar acı değil sadece).

Film Baaria'dan yola çıkarak aslında bir İtalya tarih filmi gibi. İlk çocukluğundan itibaren Peppinonun yaşlılığına uzanan bir süreç var karşımızda. Bu da 1930lardan 2000lere uzanan bir yolculuk oluyor. Değişimi gözler önüne sürüyor. Bu yolculuk sırasında Dünya savaşı öncesi ve sonrası ülkenin hali. Sonrasında mafya ve komünizm savaşı. Zengin, fakir ayrımı. Bir çocuğun erkek oluşu baba oluşu ve hayatındaki her türlü mücadele var filmde.

Bunca tarih kokan ve bunedenle de büyük prodüksiyon sayılabilecek film yer yer fragman gibi hızlı geçiyor bölümleri. Koca bir ömrü 150 dakkaya sığdırmak kolay değil tabi. Ama yine de yer yer belgeselvari bir hava seziyorsunuz. İtalya ve aile sözlerine sinema eklenince akla gelen ilk klişe Amarcord'a gidiyor akıl. Ama Il postino da değil Cinema Paradiso da değil (ki ona gönderme yapıyor) Amarcord hiç değil. Ama hepsinden biraz var ve keyifli. Uzun süresine rağmen sıkmıyor.

Yine de faşiszme ve mafyaya (Don Carlone göndermesiyle) giydirmekten esirgemiyor kendini ve Mussolininin sahnede madara edilmesine de izin veriyor. Eğlence unsurlarını sık sık koyuyor filme. Bu sayede bir ülkenin hayatına tüm yalınlığıyla tanık olurken sıkılmadan film izlemiş oluyorsunuz. Kültürü merak edenlere tavsiye edilir.

10 Kasım 2010

The American

Bir amerikalının sevmeyeceği kesin.


Bu filmi beklentisiz izledim. George Clooney ve sinopsis pek bir şey vaadetmiyor gibiydi aksiyon dışında. Ama kesinlikle bu film daha fazlasını barındırıyor. Aksyon az zaten.

Çok eli yüzü düzgün bir film öncelikle, herşey yerli yerinde. Anton Corjbin hiç de amerikan tarzı bir film çekmemiş. Neredeyse Le Samurai kadar uzak Hollywood'a. Görüntü yönetimi oyunculukları senaryosu sakinliği italyasıyla film insanı içine almayı beceriyor.

Sakin ama akıcı. Benim için yeterli. Ben sevdim. Siz de sevin.

8/10

12 Nisan 2009

Il Divo

Il Divo hakkında bir önyaz okuduğumda filmin bir "The Godfather" tarzı bir mafya filmi sanmıştım.


Filmin başı garip bir şekilde Gomorra'ya benziyor. Engelleri kaldırmak için yapılan toplu temizlik. Film girişi ve devamıyla beni şaşırttı ama bu olumlu yöndeydi. 

90'ların başı Guilio Andreotti 7. kere başbakan koltuğunda ( sanırım yalnız ve güzel ülkem insanı buna şaşrımaz çok). Androtti kısa boyu garip kulakları sade espri anlayışının yanı sıra oldukça zeki bir adam. Ve bu adam Pön Savaşlarından beri İtalya'da olan her olaydan sorumlu tutuluyor. Lakapları arasında Paslanmaz, Ölümsüz, Kara Papa, Yeeraltından gelen adam, Kertenkele var. 47 yıldır koltuğundan herşeye müdahil olan ama arkasında hiç iz bırakmayan biri. Genelde de mafyayla olan ilişkileriyle gündeme gelmiş birisi. İşte filmde Büyük Mafya Davası öncesi Androttiyi gösteriyor bize.

Filmin başında Androtti'nin uykusuzluk çektiği ve migreni olduğunu öğreniyoruz.Doktorlar kendisine çok ömrü kalmadığını söylemişler. ancak o:"bana öleceiğimi söylediler ama hepsi benden önce öldü" diyor. Aslında bu filmin basit bir özeti gibi. Androtti ölümsüz. Androtti suçsuz. Suç işlemediği için değil tabi bu. Yakalnmadığı için suçsuz. 
Filmdeki karakterler abartılı şekilde karikatürize edilmişler. Gerçeklik hissi kaybolmalıymış gibi. Sanki gerçek olamazmış gibi. Gerçek Androtti'nin sahip olmadığı bazı takıntılı halleri de varmış gibi gösteriyor bize Sorrentino. Ama tüm günahlarını da ayaklarımızın önüne seriyor. Filmde papaz niçin sabahın köründe kiliseye geldiğini ama Tanrıyla konuşmayıp papaza günah çıkardığını sorunca Androtti: "Çünkü Tanrı veremez ama papazlar oy verebilir" diyor. 

Şaşırmayacağınız bir şey daha; filmin sonunda Androtti 26 farklı suçtan ki aralarında suikastlar, suç örgütü üyeliği, yasadışı bağlantılar kurmak da var, suçsuz bulunuyor. Androtti 1946'dan beri mecliste. 27 kere bakanlık yapmış 7 kere başbakan ve ömür boyu senatör olarak halen yola devam ediyor. 

Film kesinlikle politik bir taşlama. Ama filmin ağır dili ve kalabalık karakter kadrosu yorucu gelebilir. Anlaşılması ve sindirilmesi zor. Filmden önce bazı detayların bilinmesi şart. Hele ki filmi ingilizce izleyecekseniz, yapmayın. Biraz daha bekleyin derim. 

8/10

İşte size gerçek Andreotti


11 Nisan 2009

Il Conformista


Bernardo Bertolucci, her sahnesindeki ışık kullanımı renk seçimi ve yarattığı kompozisyonun yanı sıra, Clerici isimli karakterinden ünlü bir faşist katil yarattığında henüz 30 yaşında bile değildi. Şaşırtıcı bir nokta. Çünkü bu kadar etkili bir siyasi film yapmak için yaşı oldukça küçük. Ama film fazlasıyla olgun. 
Her zamanki Bertolucci kavramları üzerine bir film aslında; seks, piskoloji, politika ve sinema.

Çocukluğundan itibaren konformizmin elindeki Clerici, Mussolinin faşit güçlerine katılır. Bunu yapmasında özel bir kin ya da sebep yoktur aslında. Sadece sosyal bir gruba dahil olma isteğidir. Burjuva bir kadınla evlenmeyi planlar. Bu konformist tavrına hizmet etmesi gereken ama kalıplara tam uymayan bir kadındır. Zaten Clerici'nin küçüklükten bir eşcinsel travması vardır. Eşi onun çin bir araçtır faşisizm yolunda. Hükümet eşiyle Paris'te balayı geçirmesini ve burada eski hocası da olan antifaşist profesörü öldürme emri verir. İtalya kesinlikle zayıf olmasına rağmen güçlü görünmek için bu işe giren Clerici'ye güvenmiştir. Clerici düşen Mussolini kabinesinin haberini alsa bile rahata düşkünlüğü yüzünden herhangi bir değişikliğe de başvurmaz. 

Film pek çok açıdan Passolini'nin Salo'suna benziyor. Barbar faşist rejiminin akıl yerine hayvani güdülerle işleyişini andırır. Ayrıca Hollywodd gösterişine ve faşistliğine de parallikler göstererek eleştirir. Apocalypse Now'ın görüntü yönetmeni Vittorio Storaro'nun kamerası ve ışık kullanımı oldukça ön plana çıkıyor. 

Bertolucci sinemasının geneline bakılınca büyük toplumsal olayların gölgesinde bireysel dönüşüm yaşayan aktivistlerin (aktivistler çünkü bertolucci kamerasını "sokaktaki adam"a ve orta sınıftan aşağıya tutmakta isteksizdir) öykülerinin ön plana çıktığı farkedilebilir. bu iki yönlü bir dönüşümdür, daha doğrusu bertolucci kahramanını hem dışarı'da takip edip filmlerinin politik misyonunu yerine getirir hem de iç mekanın mahremiyetine sokularak tamamen mastürbatif alanı olarak sinemasını yapar.

Simgeler ve bolca göndermeyle bezeli film kesinlikle Bertolucci sineması için önemi bir yerde. Clerici rolünde, Jean-Louis Trintignant ise gerçekten çok iyi.

8,5/10

  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP