kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03 Ocak 2013

2012'nin En İyi Filmleri

Askerlik, iş aramalar, düğün, şehir dışı seyahatleri derken bu sene çok az film izledim. Son 15 yılın en az filmini bu sene izlemiş olabilirim hatta. Ama adettendir en iyi filmler seçkisini yapalım bakalım. Yazamadığım filmler var. Aklıma gelmezlerse yapacak bir şey yok.





1- Once Upon A Time in Anotolia   

(gerçekten izlediğimde dumur oldum. bu kadar güzel olacağını düşünmemiştim. bu kadar zamansız coğrafyasız bir film izlediğim için şanslı hissettim kendimi) 


2 - Moonrise Kingdom  
(bu adamın bol karakterli çok anlatımlı filmleri hem doyurucu hem de eğlenceli. sevmemek mümkün değil bence bu genç Badlans kaçkınlarını) 

3 - Klovn: The Movie
(Bu kadar gülüp bu kadar gerildiğim rahatsız olduğum bir film oldu mu diye düşündüm durdum 2 gündür. Kara komedi. Joe yanlış yapmadan boktan çıkmıyordu. Bu doğru yapmadan boka girmiş durumda) 

4 - Black Mirror   
(Tv de yapılan işler artık sinemayı yakaladı ve black mirror geçebileceklerinin en güzel göstergesi) 

5 - Codayi-i nadir ez simin  
(geçen sene filmi ama ancak izledim. detayların ne denli önemli olduğu ve önyargısız bir gözlemci olamayışımızı yüzümüze vuran güzel film) 




6 - Amour   
(aşk bu kadar sade ve bu kadar çarpıcı olmamıştı. aşk rahatsız eder. haneke anlatıyorsa    daha çok rahatsız olursun) 

7 - Midnight in Paris   
(geçmişe saplanma. günün kıymetini bil canım benim diyen bir woody allen filmi. barcelona ve roma'dan daha güzel) 


8 -  2 Coelhoes 
(Brazilyadan güzel bir film. hayatının planını yapan bir adamın öyküsü. sonra detaylı yazacağım)


9 - The Kid with A Bike 
(Gerçekten sinemanın duruluğu çocukların saflığı kadar şaşırtıcı olabiliyor. ) 


10 - Looper  
(bilimkurgu seven özleyen bünyeye ilaç gibi gelmiş filmdir. genel sevmese de bence akıcı ve başarılı) 



Intouchables   ırkçı söylemi ve mücadeleci tavrı güzel. açılış sekansı çok heyecan verici
Take Shelter  gerilim dozu iyi bağımsız sinemadan güzelörnekti.
Cabin in the woods  sevmediğim korku sinemasına girişi sağladı. 


The Angel's Share   Loach film çektiği her sene benim listeme girer kanısındayım
Hobbit senenin büyük prodüksiyonuydu. 
Terreferma  yılın siyasi filmi olarka dikkat çekiciydi. İtalyan aile filmlerini özlemişim. 



27 Mart 2011

motorcycle diaries

1. gün motor alınır
2. gün hastaneye gidilir
6. gün çıkılır.
11. gün evde yatılır.
12. gün evde yatılır.
13. gün servise gidilir.
14. gün motor yatıyor ben yatıyorum. ikimizin de hali yok.

ne sandınız motorla dvrim yapacağımı mı?

21 Aralık 2010

Delinin Birinden Gelsin


Yorumsuz. Yaorumsuz yazmak bence ironik. İroniğin tanımı : İroniye dayalı. *



20 Aralık 2010

God Is An Astronaut


Sevgili Astronotlar 2012 ortasına kadar yeni albümleri hazır olmayacağı için 4 şarkılarını yayınladılar. Bizleri kendilerinden mahrum bırakmadıkları için teşekkürler.

Bu arada mart ayında türkiyedeler. bu kez kaçmaz kanısındayım.


http://www.superadmusic.com/GodIsAnAstronaut_2fmRadio_Session.zip

2010'un en iyileri

2010 yılı nedense bana çok dolu dolu geçmedi gibi geliyor. Belki beklediğim filmlerin yıl sonuna kalması ve aralığın son haftası ya da 2011'de izleyecek olmamla iligli. ( Örneğin : somewhere)



Ama gerek Türkiye gerekse -uzakdoğu başta olmak üzere- yabancı sinemada bir polisiye furyası vardı. Bu toplumun gizemle birlikte artık hareket istediğinin en somut örneğidir. Artık uzun sekans film çekmek ve bunu izlettirmek zor. Belki bu tutum yanlış ama 2010 sineması böyle. Toplum üzerindeki polis etkisinin tüm dünyada artması ve polisin sertlikten çekinmemesi de eş zamanlı olduğu için böyle hissediyor olma ihtimalim var.

Bu polisiye furyasından ise sinemanın gücünden beslenip onu kullanarak çekilen filmler de var. Bu filmler alt metin ve zeka parıltılarıyla etkileyici oldular. Sanıyorum Av Mevsiminin beklentilere cevap vermeme sebeplerinden biri de buydu. Behzat Ç., Sun Taam gibi yapıtlardan sonra olmazdı. Olamadı. Ama baktığımız zaman polis her türlü konuya dahil edileibliyor. Yeri geliyor The Other Guys'ta sistemi içinden eleştirirken eğlendiriyor, yeri geliyor Bad Lieutenant ile kendiyle birlikte dini eleştiriyor.


Not : Bu liste 2010 çıkışlı filmlerden oluşmuyor. Blogda bu sene içinde izlenip yazılmış filmlerden oluşuyor. O nedenlede son derece kişisel. Ayrıca filmlerin isimlerine tıklarsanız izlediğim zaman yayınladığım yazıya gitme şansınız da var.



Un Prophete: Çünkü hala aklımda. Çünkü etkisi taze. Verdiklerini düşünüyorum tartıyorum hesaplıyorum. Tekrar izlemek istiyorum. Herkes bilsin istiyorum. Ne dedi sakallis : Hristiyan tarihinden beslenen tonla film izledikten sonra, islam tarihini böylesine güçlü kullanan beslenen bir film güzel bir sürprizdi.



Mad Detective: Uzun süredir böylesine iyi yazılmış bir senaryo, değişik bakış açısı ve şaşırtıcı öğeler görmemiştim. Resmen sinema tutkumu kuvvetlendirdi.




Inception : Büyüklükle karmaşıklığı alıp anlaşlır hale getirip kurgulamak Nolan'ın işi. Vaktinde Tarkovski, Bergman, Kieslovski izlnediğinde ders alınır sinemanın nasıl yapılması gerektiğine dair ip uçları edinilirmiş. Şimdi bu görevi Anderson ve Nolan üstlenmiş gibi görünüyor.



The Secret In Their Eyes: Bu senin sürprizi. Arjantinden bir cinayet, polisiye daha. Eğlenceli yerleri kadar insanı sarsan sahneleri de var. Ben tarz olarak başkalarının hayatıyla aynı yere koyuyorum.





The Chaser : Her şey ters yüz. kurallar gereksiz. Polisiyelerde anti kahraman unsuru kuvvetleniyor ama bundaki çaresizlik ve çaba hiçbirşeyde yok.








Mary and Max : Bir film hem sıcacık hem kapkaranlık olur mu?







Buried : Bu kadar dar alanda bunu yapıyorsan iyiysindir.
Hayat Var: Bu kadar sarsıyorsan iyisindir.
The Killer Inside Me : Bu kadar geriyorsan iyisindir.





The Damned United: Futboldan bir şey olsun diye bile konurdu da Clough'un başarısızlıklarını anlatmak yürek isterdi. Cesurluğu ve belgeselvari havası tertemizdi.



İLK 10 Sonrası



Bonuslar

The American
Le Concert
Toy Story 3
Bad Lieutenant
Robin Hood

17 Aralık 2010

O'Horten


İki tane sevdiğim arkadaşım, ikisi de sinemayla ilgili ve alakadar ikisi de bu filmi yarım bıraktı.



Beni de ekle üç. Oranlarsak %100 yapar. Başarılı işmiş Bent Hamer'inki. Severim Bent'i ayrı. Ama bezen filmler bitmiyor.


13 Ekim 2010

PorcoRosso'yu Takip Etme Yolları - 3

Hizmette sınır yok sevgili okur.


İşyerinde tuvalete gittin ve canın sıkılıyor? Otobüstesin daha 7 saat yolun var bitmez. Yatak odanda wireless çekmiyor. Gitmiş meydanda arkadaşını bekliyorsun ve zaman geçmiyor.

Ne yaparsın?
Yeni teknolojileri kullanan biri olarak telefonunla nete girersin.
Belki aklından bir an için "porco" birşeyler saçmalamış mıdır diye merak edersin.
İşte aşağıdaki link bu bloga 3g'li telefonlarla en hızlı şekilde hem de az mbyte ile bağlanmanı ve çok pratik şekilde sayfaları gezmeni sağlayacak.

Tek yapman gereken ücretsiz uyhulamayı telefonuna yüklemek. (cep telefonundan gitmeniz gerek bağlantıya. Bilgisayara indiremiyorsunuz).


Valla bence süper. Ben bile arada girip "negzel şey lan teknoloji" deyip kapatıyorum. Yani sadece şaşırmak istediğim de. Yoksa ne girecem be.

http://appwizard.ovi.com/get.jsp?pp=27b15a


Not : Bu uygulamayı yazan ve benimle paylaşan canım abime (unicorn) teşekkürler.
Not 2: Bir de benim doğumgünüm bugün. Kalın sağlıcakla.
Not 3: Düzgün bir foto çekemedim. Ama kabaca böyle görünüyor. Deneyin bak. Valla güzel.

16 Ağustos 2010

Casablanca

Filmi anlatacak değilim. Zaten en son izleyenlerden biriyim.

Ama İzmir'de Eski Havagazı Fabrikasında yapılan açık hava gösterimleri ile oldukça güzel bir havada keyifli bir şekilde izledik. Armutlar minderlerle dolu bahçe erken saatte gelenlerle kapıldığı için çimlerde oturduk. Ama her halükarda oldukça güzel keyifli bir film gösterimiydi.

Her çarşamba bir klasik gösteriyorlar. Mesela dün Bergman'dan Yaban Çilekleri vardı. İlginç seçimler yapması açısından da takdire şayan.

Her perşembe de bir konser oluyor. Geçen hafta Pinhani varken önceki hafta bir jazz konserine ev sahipliği yaptı. İzmirlilerin dikkatle takip etmesi gereken bir yer Havagazı Fabrikası. İzmir Sanat kapalıyken gayet çekici.


Not: İçerde restorant olmasına rağmen konser ve filmlerde kendi biranızı yiyeceğinizi getirebilirsiniz. Kimse karışmıyor.

Not 2 : Film feci iyiymiş. Şaştım kaldım. Böyle de bir insanım. Şaşırıyorum arada.

27 Mayıs 2010

The End

this is the end, beautiful friend
this is the end, my only friend, the end
of our elaborate plans, the end
of everything that stands, the end
no safety or surprise, the end
i'll never look into your eyes...again


Sen hiç House izledin mi? Hatta Entourage bile olur. Sezon finalleri nasıl biliyor musun iyi denilen dizilerin? Öylesine güçlüdür ki sezon finalleri apışır kalırsın. Afallar, sert bir film izlemiş gibi bir süre bakarsın ekrana. "Oha lan" dersin. Ana hikayenin devamlılığıyla birlikte ara bağımsız (gibi görünen) hikayeler de barındıran bu dizilerde her ikisine de hizmet eden sezon finallerinin gücü inanılmazdır. Bu bölümler hem olay örgüsünü hem de karakterleri temelli sarsılmasına denk gelir. Seyirciyi nasıl etkileyeceğini tahmin et.

Tamam geçiyorum onları. Bazen sözlükte bolca eğlence içerikli yazılarını okuduğun (ki haftanın en iyisine girdiğine göre seveni çok) bazen de oturup izlediğin Aşk-ı Memnu'ya ne demeli? Gördün mü sen o dizinin final fragmanını? Dizinin son 2-3 haftada nasıl ivmelendiğini fark ettin mi? Hem de hikayesi bilinen, klişelerle dolu bir Türk dizisinin bile etkileyici bir son yaratmaya çalıştığını.

Ama sen gel dünya televizyon tarihini değiştiren bir dizi çek, sonra çekilen diziler senden esinlensin, olay ve karakter yapısını sana benzetsin, televizyondan yayınlanan bir eserle ürünlerini pazarla ve hatrı sayılı gelirler elde et, televizyon prodüksiyonlarını büyüt sonra gel böyle final çek. Son bölümden sürprizler beklemek hataymış. Yok ya? Büyük resmi görmüyormuşum! Arkadaşım ben finalden bahsediyorum. Finalin ne olursa olsun zayıflığından. Sen hangi büyük resimden bahsediyorsun.


Gidip şaheser sayılacak güzellikte bir resmin puzzle'ını aldığını düşün. Duvarına asacaksın bitince. Bilmiyor musun ki puzzle bin parçadan oluşuyor ve sen büyük resim anlaşılacak şekilde 950 tane parçayı yerleştiriyorsun, hatta çerçeven de tam. Ama 50 tanesi kayıp. Bitince duvara da asıyorsun yine de. Ama nasıl çirkin duruyor değil mi o puzzle 50 tanecik parça eksik diye. Duvarında güzel durmayan muhteşem bir puzzle var elinde. Hayırlı olsun. Büyük resimin belli olduğu aşikar tabi.

Demiyorum her sorunun (yaklaşık milyon taneler) cevabını versinler, bunu da finalde yapsınlar. Final kötü diye dizi kötü de demiyorum. 6 yıl (evet ilk sezondan beri izliyorum) heyecanla izledik. O yüzden heba oldu falan demiyorum. Mehmet Açar bir röportajında : "Dizinin en önemli yanı, insanları ortak bir noktada birleştirmiş olması. Bir araya gelindiğinde konuşulan paylaşılan bir noktada Lost". Sırf bu yüzden bile önemli zaten. Kitleleri keyifle peşinde sürüklemek kolay şey değil.


Ama şimdi okuyorum sağda solda; senaristler, yapımcılar havada kalan şeyler hakkında açıklamalar yapmış cevaplar vermişler. Arkadaşım ben onu dinlemek görmek bilmek zorunda mıyım? Deus ex machina mı var? Niye? 115 bölüm yetmedi mi ki? Southland Tales mi ki bu? Sinirli değilim. Üzgün de değilim.Dizi en nihayetinde. Bekelenen bir final aslında bu sezon sonrasında. Ama ben şimdi pişmanım. Battlestar Galactica'ya laf ettiğim için. Ulan adamlar tutarlı bir şekilde gittiler ve müthiş bir finalle herşeyi bağladılar. Eğlenceli, meraklı, hüzünlü ve bunların hepsinin aşırı olduğu bir final çektiler.

Neden mi takıldım finale?
İyi hatırlanmak için iyi bitirmek önemli maalesef!

26 Mayıs 2010

Biraz Futbol








Yazılara ulaşmak için başlıklarına tıklayınız.

02 Mayıs 2010

"Stranger" Ep

Stranger by Emre Karaçor



Emre Karaçor yeni Ep'sini yayınlyacak ve ilk olarak burada sizlerle buluşuyor.
devin townsend'in sözlerininin üzerine bestelediği Stranger'in ilk kayıtlarına ulaştık. İsteyenburadan indirsin. İsteyen hemen tıklayıp dinlesin.


Sağol Emre. Eline sağlık.


16 Nisan 2010

Tol Lan!!!

devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi


tol nedir?

ev?
nefret?
deli?
şiir?
ahmet?
intikam?
diyarbakır?
aşk?
kitap?
intikam?
yol?
ismail?
izmir?
ölüm?
şarap?
devrim?

tol nedir?




çözüldün ve utancından ölecek haldesin. adın, ancak dünyanın yarısı havaya uçarsa temizlenir diye düşünüyorsun. zaten durmadan bunu planlıyorsun. birbirinden nafile intikam planlarıyla oyalanıyorsan. kafana kurşunu sıkana kadar da bundan başka bir şey yapacağın yok. geçen sene aldığın o allahlık kırıkkale tutukluk yapmazsa tabii."

11 Nisan 2010

High Fidelity

"what came first, the music or the misery? people worry about kids playing with guns or watching violent videos afraid that some sort of culture of violence will take them over. nobody worries about kids listening to thousands, literally thousands, of songs about heartbreak, rejection, pain, misery, and loss. did i listen to pop music because i was miserable? or was i miserable because i listened to pop music?"


Rob Gordon sinemanın gördüğü en gerçek karakterlerden olmakla beraber en doğal erkeği. Gerçek erkek tanımını yapar da zaten : "bencil, dürüst, duygusal". Ve buna ekler "Dünyanın zeki adamı değilim. Ama en aptalı da değilim."

16. kere izledim daha dün. En iyi beş listemde çok önceden yeri hazır zaten. Nick Hornby'nin aynı adlı kitabından uyarlanan bu Stephan Frears filmi hayatım boyunca en çok izlenen film olma özelliğini zannetmiyorum ki kaybetsin.


Customer: Do you have Soul?
Rob : That all depends.


03 Şubat 2010

Football Is A Part of I





15 Ocak 2010

piç

Kurtuluş Ankarada bir mahalle adı. Kim kimi kurtarabilmiş ki şu hayatta. *


bu yazi hakan günday'in neredeyse her kitabi için spoiler içerir.

hakan günday'in olayi da bu.

fazlasiyla otobiyografik yaziyor herseyden önce. gördügü yaptigi tecrübe ettigi seyleri büyüterek anlatiyor (burda abartma degil, zenginlestirme kastedilmektedir) karakterlerinin hepsi kendinin bir parçasi. oldugu, olmak istedigi, olmak istemedigi kendisi. arkadaslari, akrabalari hep geziniyor kitaplarda.

erkek kitaplari yaziyor (bu konuyu tartisacak olan yok degil mi) (high fidelity'e kadin filmi diyenler yaziyi biraksinlar) (birakmadilar mi hala?) (kendileri bilir) her kitabinda basrollerde erkekler var. neredeyse hiç kadin görmeyiz. olan kadinlar da hep terk edilir. annedir, tecavüze ugrayandir, terk eden, dövülendir kadin.

Ama erkek niyeyse hep aynidir. kitaplarinda mutlaka var olan adam profili su sekilde : iyi egitimli, en az bir - genelde franszicayla - iki yabanci dil bilen, zengin -degilse de konumlu- bir ailenin çocugu olan, sebebini karakterin kendisinin bile bilmedigi aileden uzaklaşan kaçan bunu yaparken onlari cezalandirircasina habersiz birakan (bu kasitli degil, umarsizlikla yapilan birsey) hep orta sinifin üstü hiçlige batmakta olanlar "piç"lerdir.

ve bu adamlarin bir olayi yok. "ahbap aldirmaz" tadinda yasar sistemi insanlari ve kendileri dahil herseyi elestirir ama bunu dert etmezler. dertleri ölmektir. yozlasmaktan, sistemin gerekliliklerini yerine getirmektense ölmeyi tercih ederler. ölüm çok yolludur. zihinsel. bedensel. ikisi birden. fark etmez zaten nasil olacagi. kravat asagi degil yukari sallanir onlarin boyunlarinda. silah beyinlerine dayandiginda tek an korkmaz tereddüt etmezler.

piç, iyi bir kitap. benim sevdigim bir kitap. ama isin kötüsü benim hakan oldugum bir kitap. hayattayim sonuçta. sözler veriyorum hayatta kalmak için, yaşamak umrumda değilken hem de.

*Kinyas ve Kayra

07 Ocak 2010

Bunny Munro'nun Ölümü

Bukowski'nin her hangi bir kitabını ikinci kere okumak daha iyi.
Hatta o kitabı tekrar okumak.
Ve dördüncü kere okumak da.




Kitap turnesi dahilinde Cave bir bölüm okurken.

25 Aralık 2009

Hakan Günday'a açık mektup

Sevgili Hakan Günday,

Nasılsın?
Eşin nasıl?
Evdekiler?
Keyifler?
Antalya?
İstanbul?
Asil?
Ekber?
Sana kızgınım. Beni göt gibi bıraktığın için kızgınım tabi ki. Sen ne sandın?

3-4 kitabını okudum. Kinyas ve Kayra'dan beri de seni çok (ama çok) severim.Modern Türk edebiyatının salt zeka parıltısı değil ebedi! derinlik, yan öykülerle ve üslubun olgunluğuyla olması gerektiğine inanıyorum (pek çok yeni Türk romanının sabun köpüğü olduğunu düşündüğüm için). "Bir" düşünceden ibaret değil kitapların.

İşte bu önyargılarla okudum kitabını. Ne askerlik yaptım ne de yakın zamanda yapacağım. Ama yaşım gereği zamanın yaklaşması ve kaçışın olmamasının verdiği stresle o günü bekliyor ve bu mektubu yazıyorum.

Bu ülkedeki herşeyi, asker, devlet, türk, kürt erkek, kadın, devlet, korucu, terörist, asker, anne, baba, ordu, Atatürk konumlandırması demeden eleştirdiğin (belki sövdüğün) kitap neden sonra bambaşka bir hal aldı (karakter, olay, durum değişince bunlar da değişmez deme. Vian okumuşluğum var). Olmalı mıydı bu?Ziya Hurşid gerçeğini öğrenmeli, Atatürk'ü sevmeli ve askerliğin kötü olduğu tek yerin sağlıksız(?) bir beyin olduğunu mu görmeliydik? (Lan 200 sayfa eleştirdim herşeyi, birşey demedin. son 30-40 sayfaya mı laf ediyon dersen evet derim. Sıçıyosan ağzına birinin gerçekten sıç derim)

Bir film var Hakan Günday. Stranger Than Fiction. Bildin mi? Şöyledir kısaca, adamın biri gaipten sesler duyar. O ses adamın hayatını "dış ses" olarak anlatmakta ve maalesef bir süre sonra öleceğini söylemektedir (Orhan Pamukvari peşin ölüm habercisi dış ses tadında). Adam bir kitabın içinde olduğunu fark eder, yazarı bulması için bir edebiyat proeföserüne gider, anlatır herşeyi. Proföser bakar ve derki "bu kitabın bir şaheser olması için senin gerçekten ölmen gerekiyor". Adam yazarı arar ama sonunda da ölümü kabul eder. Bir gün. Bam. Otobüs çarpar.

Biz de bu kabyllenişle izleriz. Bilmemize rağmen herşeyi adamın ani ölüşü bizi fren yapmadan duvara çarpan bir araba gibi yapar. Sarsılırız ve "bu bir şaheser, sonunu bildiğim şeyi anlattığı gibi bitirdi" deriz. Sonra ne olur biliyor musun? Adam hastanede ayılır. Ölmemiş. Kitabın yazarı acımış son anda. Ne olduğunu biliyorsun bence? Kitap şaheser olma şansını yitirince film de otomatik olarak yitirmiştir. Tabi ki yönetmen aptal değil. Belki "ben şaheserimi yaptım ama Hollywood'dayım ve sizi mutlu uğurlamak istedim" der. Filmi seversin yine de. Lakin son 15 yılın en iyi 15 filmi arasına koymazsın.

Sen tabi ki bize filmin sonun %100 mutluluk vermiyorsun. Ama olgunluğuyla şaheser olan kitabınının sonunu bir düşünceden (yaratıcı ya da hastalıklı farketmez) ibaretmişçesine bağlaman ve kitap yeterli etkiyi yaratmıyormuş gibi, sonda sağ gösterip -bir de- sol vurman hoş değil.

Buna niye takıldın dersen, bir zihnin içindeki hikayenin içinde başka bir hikaye olmasaydı fena olmazdı aslında derim. Nasıl? Bence öyle olurdu? Tamam sen biliyorsun zaten.

Sana haksızlık ettiğimi biliyorum -umrunmuş gibi. İyi bir kitap olduğunu da biliyorum Ziyan'ın. Ama insan sevdiklerine daha çok kızıyor Hakan Günday. Herley hem onun hem kendi için daha iyi olsun istiyor.


Not: "Sıradan bir çizgi filmin bir çocuğun balkondan atlamasına neden olan etkinin onda birini yetişkinlere verebilmek için romanlar yazıyorum" demişsin. Atlatır, intihar ettirtir mi bilmem ama gerçekçilik hissini arttırmak için yaptığın "ürün yerleştirmeler" etkili oluyor. Tesadüfi olabilir - ama bir arkadaşım kitaptan hemen sonra "stan smith" ayakkabı aldı, ben bir iki şarkı dinledim ve kitabı okuyan herkes son satırlardaki "asil"den sonra yan sayfadaki "azil" reklamını görünce gitti aldı. Ama başarılı ve olumlu olduğunu belirtmek isterim.

Herşey için teşekkürler.

Porco Rosso


19 Kasım 2009

Saat : Yarım

Aslında Condor and River şarkısını önerecektim.
Bu varmış video olarak. Zaten o 16 küsür dakika.
İdare edin. Aklınıza idare edemeyen internet çocuğu olsun.
Bir anlık sinirlenin. Arabayı süren nasıl olsa ufak bir
dokunuşla bacağınızdan tüm kötü elektriği alacaktır.
Bitmeyen şarkılar ve bitmeyen yeşil çimenler ve göl olsun.
Nasılsa şarkı bitmeyecek. Uzatayım.
Olmadı.


13 Ekim 2009

+100/4 *

0 - Almanya Sıfır Yılı - Hiçbirşey hatırlamıyorum haliyle
5 - Uçurtmayı Vurmasınlar - Ben işemedim. Miki işedi.
6 - Sürü - Evet. Okumayı bilmiyordum henüz, Yılmaz Güney izledim.
7 - Terminatör 2 - Sinemada ilk film. Altyazıya yetişemiyorum. Altyazıya gerek yoktu zaten
9 - Jurassic Park - Kaç kaç. Dinazorlar geliyor.
13 - Eşkiya - Yegane türk filmimdi. Artık değil. Yine de iyiydi.
14 - Seven - Evet. Türkçe "seven kişi" anlamında bir film vizyona girdi sanmıştım.
15 - Fight Club - yayınlandıktan 4 yıl sonra izledim.
16 - Clint Eastwood - İsmail abi arşiv yapıyor. Ben sinemaya ilgi duyuyorum.
17 - In the Mood for Love - Bu ne lan? Yanımdakiler uyuyor, ben şok olmuş haldeyim.
18 - Stanley Kubrick - Sorana "Babam" diyorum. Erken gittin be baba. Doyamadık.
18 - LOTR - Olum beş yıldır filmin çekilmesini bekliyorum lan.
19 - High Fidelity - Şu anda 15'den fazla kere izledim.
19 - Amores Perros - Sinema Kulübü Başkanıyım. İlk film bu.
19 - Transpotting - Yeni izledim. Çaktırmayın. Ama bilmeyen tonla adam var.
19 - Reservoir Dogs - Otobüsü kaçırdım + 200 kişiye rezil oldum. Çok çektim uğrunda.
20 - Der Imel Über Berlin - Bu sinemaysa ben de Madonna'yım.
20 - Renk Üçlemesi - Bir oturuşta izlenmemeli.
20 - Citizen Kane - Gerçekten adamı yoruyor. İyi mi? Valla adamı yoruyor.
21 - 400 Darbe - Yılda 400 film izliyorum, hiçbiri böyle çarpmıyor.
21 - Taxi Driver - R'U Talking To Me?
21 - Irreversible - En provakatif
21 - Breaking the Wave - Ara vermeden 3.5 izlenir de bu denenmemeli.
22 - Akira Kurosawa - Seven Samurai ve Hidden Fortress'la gönlümü fethetti.
22 - Eternal Sunshine - Yanlış zaman yanlış yerde izleyince herşey yanlış oluyor. Gözüm kapalı basıyorum 10'u.
22- İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar - Hayat kısır bir döngü mü? Yok artık!
23 - Paris Je T'aime - İlk altyazı çevirim.
23 - Kader - Zorlamamak lazım. Tokatı kesin yiyeceksin.
23 - Women In Dune - Minimal tavan.
24 - Zeitgeist - Aydınlanma.
24 - Vals im Bashir - Aydınlanma
24 - Hunger - Aydınlanma
24 - Sonbahar - Aydınlanma + Büyülenme + Şok olma + Aydınlanma + Büyülenme
25 - Geleceğe Dönüş - Bakalım ne olacak? Film izlemeye zaman olacak mı?

Not : Excelde böyle basit bir formulle yaşınızı öğrenebilirsiniz :)

06 Ekim 2009

Tehlikeli Aklın İtirafları

Tarantinesk bir insan olmak mı iyi Parkian mı?
Karar vermesi biraz zor değil mi?
Peki Joyce'u mu seversiniz Zweig'ı mı?
Evet biliyorum karar vermek zor ve anlamsız. İnsan farkına varmadan hayatının farklı dönemlerinde bu insanların modun girebiliyor. Etkilerinin büyük olduğu aşikar. Bir Kafka değiller aslında. Aslında bu da laf değil hani. Zaten Lynchvari bir karakter olan ben sadece "biri" için bir şeyler karalıyorum. Bir "dönüşüm" geçiriyor yazı sevdiğin Vian tadında. Ben de geçiriyorum. Nasıl Vian hissettirtmiyorsa hayat da öyle hissettirtmiyor. Sen bile farkına varmadan şaka sandığın emperyalist düzenin içine girmisin-burada aslında bir eleştiri yok, uyuşukluğu tanımla biçimi bu olsa gerek. Evet seçimlerinin altında kalacak kadar ezik biriyim. Yaptığım tercihleri sorguluyor, Arjantine kaçıp kafama silah dayamak istiyorum. Kayra geliyor aklıma. Boşveriyorum. En güzeli bu.
Yoğun dönemdeyim. Ev taşıdım. (Yani taşıyacak bir şey de yok, havuzlu site de. Alsancağın arkalarında oturuyorum) İş değişti (aynı şirket ama farklı departman). Ben aynıyım lan ama. Odun geldim odun gidecem. Sizlerden bir iki balta darbesi bekliyorum ki şekle gireyim.
Film izlemek istiyorum. Son günlerden daha çok filmler hakkında konuşuyor ama bir şey izleyemiyorum. Bir iki şiddetli avsiye bekliyorum. Tabi tavsiyeyi yapan göndersin de filmi :P
Hayır bu [:P] Puşkin'in P'si değil.

Not: Bu yazı kendini 2 gün sonra imha edecektir. Yok etmezsem zaten "google" gelip telif hakları diye taa Amerikadan mail atıp kendi siler. Ki silmişliği var. Bkz: "Muse" yazısı nerede!

  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP