hakan günday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hakan günday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2010

piç

Kurtuluş Ankarada bir mahalle adı. Kim kimi kurtarabilmiş ki şu hayatta. *


bu yazi hakan günday'in neredeyse her kitabi için spoiler içerir.

hakan günday'in olayi da bu.

fazlasiyla otobiyografik yaziyor herseyden önce. gördügü yaptigi tecrübe ettigi seyleri büyüterek anlatiyor (burda abartma degil, zenginlestirme kastedilmektedir) karakterlerinin hepsi kendinin bir parçasi. oldugu, olmak istedigi, olmak istemedigi kendisi. arkadaslari, akrabalari hep geziniyor kitaplarda.

erkek kitaplari yaziyor (bu konuyu tartisacak olan yok degil mi) (high fidelity'e kadin filmi diyenler yaziyi biraksinlar) (birakmadilar mi hala?) (kendileri bilir) her kitabinda basrollerde erkekler var. neredeyse hiç kadin görmeyiz. olan kadinlar da hep terk edilir. annedir, tecavüze ugrayandir, terk eden, dövülendir kadin.

Ama erkek niyeyse hep aynidir. kitaplarinda mutlaka var olan adam profili su sekilde : iyi egitimli, en az bir - genelde franszicayla - iki yabanci dil bilen, zengin -degilse de konumlu- bir ailenin çocugu olan, sebebini karakterin kendisinin bile bilmedigi aileden uzaklaşan kaçan bunu yaparken onlari cezalandirircasina habersiz birakan (bu kasitli degil, umarsizlikla yapilan birsey) hep orta sinifin üstü hiçlige batmakta olanlar "piç"lerdir.

ve bu adamlarin bir olayi yok. "ahbap aldirmaz" tadinda yasar sistemi insanlari ve kendileri dahil herseyi elestirir ama bunu dert etmezler. dertleri ölmektir. yozlasmaktan, sistemin gerekliliklerini yerine getirmektense ölmeyi tercih ederler. ölüm çok yolludur. zihinsel. bedensel. ikisi birden. fark etmez zaten nasil olacagi. kravat asagi degil yukari sallanir onlarin boyunlarinda. silah beyinlerine dayandiginda tek an korkmaz tereddüt etmezler.

piç, iyi bir kitap. benim sevdigim bir kitap. ama isin kötüsü benim hakan oldugum bir kitap. hayattayim sonuçta. sözler veriyorum hayatta kalmak için, yaşamak umrumda değilken hem de.

*Kinyas ve Kayra

25 Aralık 2009

Hakan Günday'a açık mektup

Sevgili Hakan Günday,

Nasılsın?
Eşin nasıl?
Evdekiler?
Keyifler?
Antalya?
İstanbul?
Asil?
Ekber?
Sana kızgınım. Beni göt gibi bıraktığın için kızgınım tabi ki. Sen ne sandın?

3-4 kitabını okudum. Kinyas ve Kayra'dan beri de seni çok (ama çok) severim.Modern Türk edebiyatının salt zeka parıltısı değil ebedi! derinlik, yan öykülerle ve üslubun olgunluğuyla olması gerektiğine inanıyorum (pek çok yeni Türk romanının sabun köpüğü olduğunu düşündüğüm için). "Bir" düşünceden ibaret değil kitapların.

İşte bu önyargılarla okudum kitabını. Ne askerlik yaptım ne de yakın zamanda yapacağım. Ama yaşım gereği zamanın yaklaşması ve kaçışın olmamasının verdiği stresle o günü bekliyor ve bu mektubu yazıyorum.

Bu ülkedeki herşeyi, asker, devlet, türk, kürt erkek, kadın, devlet, korucu, terörist, asker, anne, baba, ordu, Atatürk konumlandırması demeden eleştirdiğin (belki sövdüğün) kitap neden sonra bambaşka bir hal aldı (karakter, olay, durum değişince bunlar da değişmez deme. Vian okumuşluğum var). Olmalı mıydı bu?Ziya Hurşid gerçeğini öğrenmeli, Atatürk'ü sevmeli ve askerliğin kötü olduğu tek yerin sağlıksız(?) bir beyin olduğunu mu görmeliydik? (Lan 200 sayfa eleştirdim herşeyi, birşey demedin. son 30-40 sayfaya mı laf ediyon dersen evet derim. Sıçıyosan ağzına birinin gerçekten sıç derim)

Bir film var Hakan Günday. Stranger Than Fiction. Bildin mi? Şöyledir kısaca, adamın biri gaipten sesler duyar. O ses adamın hayatını "dış ses" olarak anlatmakta ve maalesef bir süre sonra öleceğini söylemektedir (Orhan Pamukvari peşin ölüm habercisi dış ses tadında). Adam bir kitabın içinde olduğunu fark eder, yazarı bulması için bir edebiyat proeföserüne gider, anlatır herşeyi. Proföser bakar ve derki "bu kitabın bir şaheser olması için senin gerçekten ölmen gerekiyor". Adam yazarı arar ama sonunda da ölümü kabul eder. Bir gün. Bam. Otobüs çarpar.

Biz de bu kabyllenişle izleriz. Bilmemize rağmen herşeyi adamın ani ölüşü bizi fren yapmadan duvara çarpan bir araba gibi yapar. Sarsılırız ve "bu bir şaheser, sonunu bildiğim şeyi anlattığı gibi bitirdi" deriz. Sonra ne olur biliyor musun? Adam hastanede ayılır. Ölmemiş. Kitabın yazarı acımış son anda. Ne olduğunu biliyorsun bence? Kitap şaheser olma şansını yitirince film de otomatik olarak yitirmiştir. Tabi ki yönetmen aptal değil. Belki "ben şaheserimi yaptım ama Hollywood'dayım ve sizi mutlu uğurlamak istedim" der. Filmi seversin yine de. Lakin son 15 yılın en iyi 15 filmi arasına koymazsın.

Sen tabi ki bize filmin sonun %100 mutluluk vermiyorsun. Ama olgunluğuyla şaheser olan kitabınının sonunu bir düşünceden (yaratıcı ya da hastalıklı farketmez) ibaretmişçesine bağlaman ve kitap yeterli etkiyi yaratmıyormuş gibi, sonda sağ gösterip -bir de- sol vurman hoş değil.

Buna niye takıldın dersen, bir zihnin içindeki hikayenin içinde başka bir hikaye olmasaydı fena olmazdı aslında derim. Nasıl? Bence öyle olurdu? Tamam sen biliyorsun zaten.

Sana haksızlık ettiğimi biliyorum -umrunmuş gibi. İyi bir kitap olduğunu da biliyorum Ziyan'ın. Ama insan sevdiklerine daha çok kızıyor Hakan Günday. Herley hem onun hem kendi için daha iyi olsun istiyor.


Not: "Sıradan bir çizgi filmin bir çocuğun balkondan atlamasına neden olan etkinin onda birini yetişkinlere verebilmek için romanlar yazıyorum" demişsin. Atlatır, intihar ettirtir mi bilmem ama gerçekçilik hissini arttırmak için yaptığın "ürün yerleştirmeler" etkili oluyor. Tesadüfi olabilir - ama bir arkadaşım kitaptan hemen sonra "stan smith" ayakkabı aldı, ben bir iki şarkı dinledim ve kitabı okuyan herkes son satırlardaki "asil"den sonra yan sayfadaki "azil" reklamını görünce gitti aldı. Ama başarılı ve olumlu olduğunu belirtmek isterim.

Herşey için teşekkürler.

Porco Rosso


  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP