filmekimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
filmekimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Kasım 2013

Jagten - The Hunt

Sarsıcı filmler vardır.  Jagten kesinlikle insanı sarsıyor. Rahatsız ediyor ve geriyor. Bu his film bittikten bir süre sonra bile içinizde kalıyor. Hala düşününce insanı öfkelendirebilen bir anlatıma sahip film.

Lucas bir suçlamayla yüzyüze kalır ve hayatı alt üst oluverir.

---------------------spoiler-----------------------
Lucas'ın en yakın arkadaşının 6 yaşındaki kızı kavgalı ailesinin yanında bu sakin ve ilgili adamı çok sevmektedir. Ancak Lucas onun anaokulunda görevlidir ve başka bir kadınla yakınlaşmaya başlar. Küçük kız tam falliklik dönemindedir ve bunu kaldıramaz ve müdüre hanıma Lucas'ın ona pipisini gösterdiğini söyler. Ve dünya tersyüz olur.

gustave le bon: "sosyal bir kitlede kişi sayısı arttıkça düşünsellik azalır, duygusallık artar."  demiş. Filmin başında çocuk kadın ailelerin olduğu bir gölette eğlence olsun diye buz gibi suya çıplak atlayan ve teşhircilik yaptıklarını düşünmeyen kitle söz konusu varsayım başkası tarafımdan gerçekleşince linç kampanyasına girişebiliyor. 

Lucas bu süreçte yalnız kalıyor, dışlanıyor, pedefili damgası yiyor. İşin etkileyici ve filmi iyi kılan kısmı ise yönetmen filmi öyle bir hale getiriyor ki neredeyse biz bile bir süre Lucas'ın suçlu olduğuna inanıyoruz. Aslında olup olmadığını bilmiyoruz da.
 
---------------------spoiler-----------------------

Ben rahatsız etmeyi bu kadar güçlü başaranbilen filmle nadiren karşılaşıyorum. Ve seviyorum bu güç nedeniyle düşündürtebilme başarısına. Kesinlikle izlenilmesi gereken bir diye düşünüyorum. Günümüzde de toplumun birey üzerine baskısı ve kendi ayıbını görememe durumuna ayna tutuyor.


Şölen (Festen) ve Dear Wendy'den tanıdığımız Thomas Vinterberg rahatsız eden filmler yapmaya devam ediyor. Dogma ile çektiği fimlere benzeyen Jagten, Mads Mikkelsen'in gerçekten döktürmesiyle etkileyiciliğini arttıran bir film.

Adalet kavramını sorgulattı bu film bana. Bir de insan ne kadar sabırlı olabilir (olmalı) diye sordurttu.sınırları zorlamayacaksınsabırkonusund. Bence insanın patlamaya her zaman hakkı var.

29 Ekim 2012

Amour

"2 saat dayak atsalar bu kadar yorulmazdım" dedi salondan çıkarken biri. 
Kimse aşkın kolay ve zahmetsiz olduğunu söylemedi zaten, hele ki 50 yıldır yaşıyorsanız.



Amour sadece hanekeden beklenebilecek filmlerden biri. Sade. O kadar sadeki sıkıcı. Hayatın içinden olduğu o kadar belli ki hiç yadırgamadan sıkılıyoruz. Bu filmin sıkıcılığı değil; filmin etkisiyle içimizin sıkılması durumu. Bilinçli olarak yapılan bir şey. Zaten o nedenle filmden çıkınca dayak yemiş gibi oluyoruz. 

50 yıldır evli olan Georges ve Anne, Anne'nin rahatsızlığıyla rutininden çıkar ve bir anda fedakarlıklar ve sıkıntılar yumağına dönüşür(gerçi bunu biz böyle yorumluyoruz. zira aşık olan çift asla bu şekilde düşünmüyor). Georges ne olursa olsun Anne'yi bırakmaz ve her ihtiyacına koşmaya çalışırken Anne bu yük altında huzursuzdur. Bu cümleler de olabilecek en düz kaba olanlardır bu filmi anlatabilecek heralde. 

Filmde hayattan gerçek bir kesit görüyoruz. Haneke hiç bir sürprize izin vermiyor. Mevcut dönem ilişkilerinin şeklini eleştrirken sadece durum tespiti yapıyor. Yorum katmıyor. Zaten bir yönetmenin bir film yaparken yorum katmıyormuş gibi görünerek bu kadar reel bir şey gerçekleştirmesi şaşkınlık verici. 

--------------spoiler-----------------
George anlattığı hikayede  sıkılınca yıldız çizmesi öğütlendiği için defalarca yıldız çizdiğini anlatıp Anne'yi de defalarca tekrar takrar "maa" derken öldürmesi sahnesi çok özeldi.
--------------spoiler-----------------

Haneke Cannes'da büyük aldığı White Ribbon'dan 2 yıl sonra yine aynı ödülü alacak bir istikrara sahip. Bu bile ona hayran olmak için bir sebep. 

8/10


  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP