michael haneke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
michael haneke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2012

Amour

"2 saat dayak atsalar bu kadar yorulmazdım" dedi salondan çıkarken biri. 
Kimse aşkın kolay ve zahmetsiz olduğunu söylemedi zaten, hele ki 50 yıldır yaşıyorsanız.



Amour sadece hanekeden beklenebilecek filmlerden biri. Sade. O kadar sadeki sıkıcı. Hayatın içinden olduğu o kadar belli ki hiç yadırgamadan sıkılıyoruz. Bu filmin sıkıcılığı değil; filmin etkisiyle içimizin sıkılması durumu. Bilinçli olarak yapılan bir şey. Zaten o nedenle filmden çıkınca dayak yemiş gibi oluyoruz. 

50 yıldır evli olan Georges ve Anne, Anne'nin rahatsızlığıyla rutininden çıkar ve bir anda fedakarlıklar ve sıkıntılar yumağına dönüşür(gerçi bunu biz böyle yorumluyoruz. zira aşık olan çift asla bu şekilde düşünmüyor). Georges ne olursa olsun Anne'yi bırakmaz ve her ihtiyacına koşmaya çalışırken Anne bu yük altında huzursuzdur. Bu cümleler de olabilecek en düz kaba olanlardır bu filmi anlatabilecek heralde. 

Filmde hayattan gerçek bir kesit görüyoruz. Haneke hiç bir sürprize izin vermiyor. Mevcut dönem ilişkilerinin şeklini eleştrirken sadece durum tespiti yapıyor. Yorum katmıyor. Zaten bir yönetmenin bir film yaparken yorum katmıyormuş gibi görünerek bu kadar reel bir şey gerçekleştirmesi şaşkınlık verici. 

--------------spoiler-----------------
George anlattığı hikayede  sıkılınca yıldız çizmesi öğütlendiği için defalarca yıldız çizdiğini anlatıp Anne'yi de defalarca tekrar takrar "maa" derken öldürmesi sahnesi çok özeldi.
--------------spoiler-----------------

Haneke Cannes'da büyük aldığı White Ribbon'dan 2 yıl sonra yine aynı ödülü alacak bir istikrara sahip. Bu bile ona hayran olmak için bir sebep. 

8/10


13 Ocak 2011

2011 Beklenenler Filmler - I

2009 ve 2010'da olduğu gibi bu sene beklediğim filmleri aşağıdaki gibi. Aslında liste uzun. O nedenle 2 parti halinde yazacam.



Bu listenin ilk 4 filmi halihazırda 2010 listesinde de yer almaktaydı. Ama izleme fırsatımız olmadı. Hatta bir tek Biutiful gösterildi ama türkiyeden ulaşmak mümkün değildi.




"Biutiful" - Alejandro González Iñárritu
Sinopsis: Bir adam çocukluk arkadaşı olan bir polisleillegal işler çevirmektedir.
Bilinmesi gerekenler: Cha, Cha, Chatakımı (Guillermo Del Toro, Alfonso Cuaron ve Iñárritu) tarafından yapımcılığı üstlenen film, Javier Bardem ve Rubén Ochandiano i bir araya getiriyor.





"Tree of Life" - Terrence Malick
Sinopsis: Bir felaketle karşılaşan ailenin sonsuz yaşam veren ağacı araması.
Bilinmesi gerekenler: Brad Pitt, Heath Leader yerine filme alındı. Malick sinemaya ara vermesi olarak bu filmi gösteriyor. Ayrıca Sean Penn de var filmde.





"Restless"- Gus Van Sant
Sinopsis: Gerçekten okuduğum en ağır sinopsisti ve bunun sizin için sürpriz olmasını istiyorum. Gus Van Sant'tan fazlasıyla ilginç bir film.







Source Code Yön : Duncan Jones
Sinopsis: Bombalama suçundan peşine düşülen bir asker uyandığında hiç bir şey hatırlamamktadır.


Bilinmesi gerekenler: Duncan Jones Moon gibi yine bir bilimkurguyla karşımızda.Hem de Bourne, Matrix ve Groundhog Day ile kesişen yönleri olduğu biliniyor hikayenin. Jake Gylanhall başrolde. Senenin beklenen bilimkurgusu olacak gibi.





The Green Hornet Yön : Michel Gondry
Sinopsis: Gazeteci Britt Reid geceleri sokaklarda maskeli Green Hornet olarak dolanmaktadır.
Bilinmesi gerekenler: Başrolde Seth Rogen'e Tom Wilkinson, Cameron Diaz eşlik ediyor. Film zaten ne yapsa beklediğimiz adamın. Bir süper kahramanı ne hale getirecek bakalım. Gerçi Seth Rogen komik olacağının sinyallerini veriyor. Christopher Waltz filmin bonusu.





Immortals Yön: Tarsem
Sinopsis: Kral Hyperion insanlığa karşı savaş açar. Theseus tek umududur insanlığın ve kendisine rahibeler ve kölelerden bir ekip kurar.
Bilinmesi gerekenler: Görsel büyücü Tarsem "The Fall"dan sonra yine uzun bir ara verip bu sefer de Fight Club, Romeo Juliet ve Oldboy karması bir işe girişiyor. Henry Cavill başrolde. Yanında iseMickey Rourke, Stephen Dorff ve John Hurt var.




The Congress Yön: Ari Folman
Sinopsis: Stanislaw Lem'in "Gelecekbilim Kongresi" adlı kitabından uyarlanan filmde popüleritesi azalmış bir aktrisin görünütlerinin örnek oalrak tekrar tekrar kullanılmasıyla popüleritesinin düşüşü anlatıylıyor.


Bilinmesi gerekenler: Animasyon başlayıp 35 mm devam edecek olan filmin başrolunde Robin Wright oynuyor. Waltz with Beshir'le takdir toplayan yönetmenin çıkaracağı iş merak ediliyor.





The Grand Master Yön: Wong Kar-Wai
Sinopsis: Bruce Lee'nin hocası Ip Man'in hikayesiyle karşı karşıyayız.
Bilinmesi gerekenler: Bilecek bişey yok. Wong Kar Wai filmi. Dövüş sahnelerinin kreoğrafisini de Matrix vee Kill Bill'inkileri yapan abimiz yapıyor. Güzel olur güzel.





Love Yön : Michael Haneke
Sinopsis: Bir kazayla felç kalıp acılar çeken Anne'in eşi ve kızıyla yaşadıkları ve hayatla olan testi gösteriliyor.
Bilinmesi gerekenler: Haneke'nin 40 günde çekimlerini tamamladığı ve Şubat ayının kasvetinin bir yıl sonraya sakladığını biliyoruz. Isabelle Hupert başrolde.





A Dangerous Method Yön: David Cronenberg
Sinopsis: Sigmund Freud ve Carl Jung arasındaki efsane aşkı konu alıyor film.
Bilinmesi gerekenler: : Modern psikiyatrinin doğuşunda önemli yeri olan Freud'u anlatan filmde başrolde Christoph Waltz var. Ve ona Michael Fassbender, Keira Knightley ve Vincent Casseleşlik ediyorlar. En çok beklediklerimden biri.





22 Mart 2010

The White Ribbon

Haneke, huzursuz seyirler diler.


Basit bir hikaye : Küçük insanların olduğu bir kasaba ve onlara korkuyla güvenlik arasında bir denge oluşturmaları gerektiğini anlatan.

Birinci dünya savaşı öncesi küçük bir Alman kasabası. Ve kasabada yanlış olan şeyler. Yanlış olduğunu düşündüğümüz (belki de sadece biz düşünüyoruzdur). Bu yanlışlık ilk önce talihsiz kazalarla karşımıza çıkıyor. Doktor atının tuzak oalrak gerilmiş ipe takılmasıyla yaralanır. Sonra Baron'un ambarlarından biri yanar. Sonra kereste fabrikasında ölen bir kadınla. Ve herkes bir suçlu aramaya başlıyor. Çok iyi tanıdıkları diğer köylülerin suçlu olup olmadığını merak ediyorlar. Ve ne filmi anlatan ne biz ne de her hangi biri gerçek suçlunun (suçluların) kim olduğunu bilmiyoruz. Zaten Haneke sorunların çözümüyle ilgilenmiyor. Salt sorunu gösteriyor inceliyor. O köylüler gibi güvensiz olmamızı istiyor. Onlar gibi suçlu aramamızı önyargılı olmamaızı istiyor.

Bunu da tabi ki başarıyor. Bizim ne gördüğümüzle ilgilenmiyor. Birilerinin gerçeği arayışına odaklanıyor. Cache'ye bile benziyor bu açıdan. Oynatmadığı kameradan, olmayan hareketlerden gerilim yaratmayı hep beceriyor. Hanekenin siyah beyaz seçimi ve görüntü yönetimi olağanüstü. Renkli olması düşünülemeyecek kadar etkili kılıyor filmi.

Ama bunların merkezindeki kadın ve çocuk istismarı ve ataerkil aile yapısı zaten kimseye (öğretmen hariç) sempati kurmamızı da engelliyor. Film bu yapıyla ciddi bir Nazizm ve faşizm eleştirisi sayılabilir de. Gücü elinde tutmak için tutunulan tavırlar ve dini parayı gücü belki sevgiyi kullanmanın etkilerini gösteriyor.

Cannes'da büyük ödül alıp, oscarlarda en iyi yabancı film olarak yarıştığını hatırlatmakta fayda var.

8/10


  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP