27 Mayıs 2010

The End

this is the end, beautiful friend
this is the end, my only friend, the end
of our elaborate plans, the end
of everything that stands, the end
no safety or surprise, the end
i'll never look into your eyes...again


Sen hiç House izledin mi? Hatta Entourage bile olur. Sezon finalleri nasıl biliyor musun iyi denilen dizilerin? Öylesine güçlüdür ki sezon finalleri apışır kalırsın. Afallar, sert bir film izlemiş gibi bir süre bakarsın ekrana. "Oha lan" dersin. Ana hikayenin devamlılığıyla birlikte ara bağımsız (gibi görünen) hikayeler de barındıran bu dizilerde her ikisine de hizmet eden sezon finallerinin gücü inanılmazdır. Bu bölümler hem olay örgüsünü hem de karakterleri temelli sarsılmasına denk gelir. Seyirciyi nasıl etkileyeceğini tahmin et.

Tamam geçiyorum onları. Bazen sözlükte bolca eğlence içerikli yazılarını okuduğun (ki haftanın en iyisine girdiğine göre seveni çok) bazen de oturup izlediğin Aşk-ı Memnu'ya ne demeli? Gördün mü sen o dizinin final fragmanını? Dizinin son 2-3 haftada nasıl ivmelendiğini fark ettin mi? Hem de hikayesi bilinen, klişelerle dolu bir Türk dizisinin bile etkileyici bir son yaratmaya çalıştığını.

Ama sen gel dünya televizyon tarihini değiştiren bir dizi çek, sonra çekilen diziler senden esinlensin, olay ve karakter yapısını sana benzetsin, televizyondan yayınlanan bir eserle ürünlerini pazarla ve hatrı sayılı gelirler elde et, televizyon prodüksiyonlarını büyüt sonra gel böyle final çek. Son bölümden sürprizler beklemek hataymış. Yok ya? Büyük resmi görmüyormuşum! Arkadaşım ben finalden bahsediyorum. Finalin ne olursa olsun zayıflığından. Sen hangi büyük resimden bahsediyorsun.


Gidip şaheser sayılacak güzellikte bir resmin puzzle'ını aldığını düşün. Duvarına asacaksın bitince. Bilmiyor musun ki puzzle bin parçadan oluşuyor ve sen büyük resim anlaşılacak şekilde 950 tane parçayı yerleştiriyorsun, hatta çerçeven de tam. Ama 50 tanesi kayıp. Bitince duvara da asıyorsun yine de. Ama nasıl çirkin duruyor değil mi o puzzle 50 tanecik parça eksik diye. Duvarında güzel durmayan muhteşem bir puzzle var elinde. Hayırlı olsun. Büyük resimin belli olduğu aşikar tabi.

Demiyorum her sorunun (yaklaşık milyon taneler) cevabını versinler, bunu da finalde yapsınlar. Final kötü diye dizi kötü de demiyorum. 6 yıl (evet ilk sezondan beri izliyorum) heyecanla izledik. O yüzden heba oldu falan demiyorum. Mehmet Açar bir röportajında : "Dizinin en önemli yanı, insanları ortak bir noktada birleştirmiş olması. Bir araya gelindiğinde konuşulan paylaşılan bir noktada Lost". Sırf bu yüzden bile önemli zaten. Kitleleri keyifle peşinde sürüklemek kolay şey değil.


Ama şimdi okuyorum sağda solda; senaristler, yapımcılar havada kalan şeyler hakkında açıklamalar yapmış cevaplar vermişler. Arkadaşım ben onu dinlemek görmek bilmek zorunda mıyım? Deus ex machina mı var? Niye? 115 bölüm yetmedi mi ki? Southland Tales mi ki bu? Sinirli değilim. Üzgün de değilim.Dizi en nihayetinde. Bekelenen bir final aslında bu sezon sonrasında. Ama ben şimdi pişmanım. Battlestar Galactica'ya laf ettiğim için. Ulan adamlar tutarlı bir şekilde gittiler ve müthiş bir finalle herşeyi bağladılar. Eğlenceli, meraklı, hüzünlü ve bunların hepsinin aşırı olduğu bir final çektiler.

Neden mi takıldım finale?
İyi hatırlanmak için iyi bitirmek önemli maalesef!

26 Mayıs 2010

Masumiyet

Orrrosspuuu! Oroossssspuu! Orrrroossspuuuuuuuu!



Biraz Futbol








Yazılara ulaşmak için başlıklarına tıklayınız.

25 Mayıs 2010

Le voyage du ballon rouge



Herşey bir resim ile başladı ve onla açığa kavuştu.

Öğretmenin çocuklara yorumlattı resimdi hayatta iyi ve kötünün olduğu, yukardan izleyen birinin varlığı ve savrulup giden balon (yaşam).

Fazlasıyla sanatsal imgeler ve bir durum hikayesi. 1950'lerde çekilen aynı isimli kısa filmden esinlenerek yaratılmış klasik bir fransız filmi. Bence leziz. Sevmeyen de hiç sevmez gibi. Ama sinemanın sanat olduğunu ve sanatın evrensel olduğunu hatırlamak için önemli.

24 Mayıs 2010

Cannes 2010



Palme d'Or - Uncle Boonme Who Can Recall His Past Lives
Grand Prix - Of Gods and Men
En iyi Kadın Oyuncu - Juliette Binoche
En İyi Erkek Oyuncu - Javier Bardem
En İyi Yönetmen - Mathieu Amalric "On Tour"
En İyi Senaryo - Lee Chang-dong "Poetry"
Camera d'Or - Michael Rowe "Leap Year"

13 Mayıs 2010

Kick Ass

Diğer çizgi romanlara yaslanan, onlardan beslenirken dalgada geçen çoğundan fazlasıyla eğlenceli ve filmleştirilirken belli ki başarılı bir yapım Kick-Ass.

Hiçbir süper gücü ve özelliği olmayan Dave kötü bir ilk süper kahraman deneyimine rağmen yılmaz ve geçirdiği kazanın acı reseptörlerini kısmasının da etkisiyle ikinci kez telefonla videoya kaydedilmesi sebebiyle bir anda tüm okları üzerine çeker.

Bu sırada abayı yaktığı kızın paçasını kurtarmak için girdiği bataklıkta Hit-Girl ve Big Daddy'nin hayatını kurtarmasıyla yolu gerçekten kötülerle savaşan birileriyle kesişmiş olur. Falan filan. Ne gereksiz uzattım ve dağıttım. Tam olarak böyle olmayabilir olayların gelişimi.

Neyse filmin komik yanlarının ağır basması şiddeti bile müzikler, sempatik adamlar ve eğlenceli figürler sayesinde rahatsız etmeyen bir hale getiriyor. Stilize etmekle suçlanabilir tabi ki. (anıl nerelerdesin?)

Ama pek çok filme gönderme yapan, sağlam replikler koyan ve tutarlı karakterleri sayesinde başarılı bir uyarlama Kick Ass. Sıkılmadan izlenebildği düşünülünce başarı katsayısı da artıyor.

8/10



10 Mayıs 2010

The Man Who Fell From Kosmos

Neden bilmem Kosmos'u Dünyaya Düşen Adama benzetiyorum.



Nerden gelip nereye gittiği belirsiz adam.
Dünyevi amaçlar için kullanılmayan para.
Mistik güçlere sahip olunması.
Coğrafyasız, zamansız bir dünya.
Ne olursa olsun varolan aşk.
Dünya dışı araç.
Farklı şeyler seven yönetmen.
Tam anlaşılmayan yorumlarla zenginleşen film.

Bunlar enteresan ortak noktalar.
İkisi de iyi film.



07 Mayıs 2010

Boys Are Back

Gereksiz filmler kuşağı

Belliki uyarlaması yapılan kitap çok sattı ve dramatik yapısı çok kuvvetli. Ama bir sinema filminde bunu sağlamak o kadar da kolay değil.

Eşi ölünce oğluyla yalnız kalan spor yazarımız, eski eşinden olan oğlunun da Avustralyaya gelmesiyle kendini hem anne hem baba konumunda bulur. Hayat zordur zaten ve iki çocuk bunu hiç kolaylaştırmıyordur. Eşinin eksikliği iş koşuşturmasıyla çocuklarına yeteri kadar özen gösteremez ve bazı istenmeyen sıkıntılar yaşanır.

Evvet doğru bildiniz. Ama güçlü bir baba yıkılmaz. Yıkılsa da hemen kalkar ve aileyi bir araya getirir. Ve klişe finaliyle bizi mutlu eder.

Hiç bir şey vermeyen düşünmeyen ve düşündürtmeyen sadece anneniz izlerken ağlasın diye başlatıp odadan kaçmanız gereken bir film.

5/10

06 Mayıs 2010

Kosmos

Sinemadan çıkan insan kalabalığa karışınca 10 dakika sonra normale dönmedi bu sefer.



Türler üstü, gerçek üstü, türk sineması üstü bir şey var. Ne olduğunu bilemediğim.
Görüyorum. Duyoyorum. anlatamıyorum.

Reha Erdem ne yapıyor nasıl yapıyor bilmiyorum. Ama yapsın. O yapsın, söz ben izleyecem. Düşündürttüğü için ve anlık tükettirmediği için seviyorum bu adamı.

Film hakkında çok şey var aklımda. Hepsi saçma diye korkuyorum. Anlamsız bir sürü şey var kafada yarattığı. Sesler zaten bambaşka.

İzlemeyin.
Ha zaten izlemiyordunuz değil mi?
Uzun yürüyüş olan filmleri sevmiyordunuz.

03 Mayıs 2010

Vavien

vavien hakkında yazacak çok az şeyim var. zira iyi bir film.

en güzelini zaten engin günaydın kendi demiş : "fargoyu çok severim, onun biraz daha yereli ve eğlencelisi. kara komedi." bunun yanına görüntü yönetimi ve oyunculukların üst düzeyde olması ve taylan biraderlerin ayarlı yerinde yönetimi çok şey katıyor filme.

yer yer nuri bilge sahneleri varken yer yer çiçek abbas oluyor yer yer zebercet göz kırpıyor bir kenardan. hiç böylesine kötü bir karakteri iyi görmemeiştik. iyiymiş şerefsiz dedirtmedi hiç bir film bize. salt iyilik ya da kötülükten sıyrıldı, olayların dünyanın ve paranın nasıl etkilediğine baktı insanları.

vavien değişik bir elektrik devresi. sen ışığı burdan söndürsen ordan biri yakabilir.

02 Mayıs 2010

"Stranger" Ep

Stranger by Emre Karaçor



Emre Karaçor yeni Ep'sini yayınlyacak ve ilk olarak burada sizlerle buluşuyor.
devin townsend'in sözlerininin üzerine bestelediği Stranger'in ilk kayıtlarına ulaştık. İsteyenburadan indirsin. İsteyen hemen tıklayıp dinlesin.


Sağol Emre. Eline sağlık.


30 Nisan 2010

Başka Dilde Aşk

Samimi, iyi niyetli ama vasat.

romantik filmlerden böyle bir beklentimiz her zaman vardır.

imkansızı isteriz. imamla rahibenin aşık olabilmesini, zengin kızla fakir erkeğin her şeye rağmen bir araya gelmesini ve sağır,dilsiz bir erkekle tüm gün konuşup dinleyerek para kazanan çağrı merkezi çalışanı kızın iletişim kurabilmesini isteriz. Duygusal yanımız bunu söyler. Çevrelerindeki insanlar aklı selim konuşunca da kızarız onlara. Engel olmasın kimse aşka diye.



Sinema bundan bolca beslenir zıt kutupları bir araya getirir. Zaten fizik kanunları bile zıt kutupların birbirini çekeceğini ve onları bir araya getirmenin mecbur olduğunu bilir. Bunu pek çok kere kullandı da. Olmayacak insanları bir araya getirdi. İyisi de oldu kötüsü de.



Ama Başka Dilde Aşk buna kötü bir örnek. Muhtemelen şu andan itibaren arkadaş çevresi gibi mantıkla yaklaşacağım ve duygusuzlukla suçlanacağım. Olsun. Ben genelde bu duruma aldırmam. Başka Dilde Aşk tek bir düşünceden ortaya çıkmış bir film. Bu çok açık. Yukarda bahsettiğim tezatlığın çekiciliğinden. Ama bunu yaparken içini, altını dolduramadığı bir senaryoya sahip olmanın azizliğine uğruyor. Ne demişti Wody Allen : İyi senaryodan kötü film çekebilirsiniz ama kötü senaryodan iyi film çekilemez. Çok açık bir şekilde iyi niyetli ve duygusal yanı ağır basmaya çalışan bir senaryo var ama o kadar çok aksıyor ve gereksiz şeyleri anlatıyor ki film bir anda anlamsızlaşıyor. Neden izledim ben diyorsun. Gereksizlere yoğunlaşması geeklileri atlamasına sebep oluyor üstüne üstlük.



Alt metin de emeğin sömürüsü ve engelli insanların toplumdaki yeri (ki buna çok az değiniyor) temalarının ötesine neredeyse geçemiyor. Karakterler havalarda uçuşuyor. Neler kimler tam bilemiyoruz bile. Hasbel kader Lale Mansur sebebiyle sağır tarafı bilsek de, konuşan kızın sadece iş ortamını biliyoruz ve karakteri zayıf kalıyor. Neden kürek çektiği adamın, kütüphanede neden çalıştığı, kızın ailesi ve dünyaya bakışı, alt komşunun anlamsız alt hikayesi vb. pekçok havada kalan şey film bitince insanı yoruyor. boşlukları kendimiz doldurmaya çalışıyoruz.



Filmin finali ise "The Graduate" ya da "Garden State"vari bir finale benziyor. Zira sonu iyi (mutlu) yorumlarsam vereceğim not 5'e düşecek.



İyi niyet, kapital sömürüsüne olan eleştiri ve orta oyunculuklar nedeniyle tebrik etsem de filmi beğenmediğimi belirtmem gerek.



Not: kurgusal geçişlerdeki yoruculuk ve müzik tercihleri ve giriş bitişleri ise gerçekten rahatsız ediciydi. ve eğer senaryoyu yazan kişi çekmeseydi teknik ve aksayan senaryo bölümleri düzeltilirdi. ama yönetmen kendi senaryosunda aksayan yerleri göremiyor.

27 Nisan 2010

The Men Who Stare at Goats

"göreceklerinizin çoğu inanamayacağınız kadar gerçek"

ghostbuster'ın gerçek bir olay örgüsüne dayandırıldığını ve Big Lebowski'nin bir Amerikan ordusunda rütbeli subay olduğunu düşünün. Bu film böyle bir şey. Zaten yukardaki açılış cümlesi en başta sizi buna hazırlıyor.

amerikan ordusunun buna benzer bir çalışma yapmış olabilceğine hiç şaşırmadım. herşeyi deneyebilirler savşta kazanmak için. gerçi "yeni dünya ordusu"nun görevi savaşmayı engellemek. savaş karşıtı bir birlik yani. amerikan ordusunda barınamayacak bir birlik yani. barındırmazlar zaten.

Konu ise şöyle. Wilton (Ewan Mcgregor) Yeni Dünya Ordusundan biriyle ilk sayfadan gazetede yayınlanacağını umduğu bir röpörtaj yapar. Tabi ki tutmaz. Hazır gündem Irakken ve karısını onu terk etmişken gidip savaşta atraksiyona girmek ister. Burada karısına dramatizasyon yapma isteği de eklenir. kuveytte biriyle karşılaşır ve beraber ıraka geçmeye karar verir. Ve o adamın eski bir "yeni dünya ordusu" askeri olduğunu öğrenir ve herşey değişir.

Başlarına gelmedik şey kalmaz.

Film iyi mi? Bilmem.
Komik mi? Sanmam.
Sıkıcı mı? Sankim.
İzlensin mi? Yapmam. Tavsiye etmem. Bence gereksiz bir film.
Koyun olursan güden çok olur demek için gereksiz bir çaba. Savaş karşıtlığı da ne olursa olsun Amerikalıların üzerinde sakil duruyor.

20 Nisan 2010

İki Film Birden

Zombiler bile Ejder'den daha iyi.


Ada : Zombilerin Düğünü, türkiyenin ilk zombi filmi olarak sunuluyor.
Bu film öncelikle tabi ki dünyadaki türevi filmlerden besleniyor. Hikayesi yer yer eğlenceli yer yer korkutucu unsurlara Dawn of Dead gibiyken, amatör el kamerasıyla çekimi nedeniyle Blair Witch ve Cloverfield'i andırıyor (Ki Cloverfiels bu kamerayı çok çok iyi kullanıyordu).

Bir düğün için Ada'ya giden gençler gayet eğlenceli ve dışardan bakınca keyiflidirler (CLoverfield'ın ilk sahneleri gibi). Bir düğüne giderler ve biraz karakterleri tanırız ki sonra hiçbir işimize yaramayacak, biraz eğleniriz, sonra umulmadık anda da zombilerin düğünü basmasına ve korku dolu anların başlamasını izleriz.

Yani karşımızdaki şey çok orjinal bir şey değil. Görüntü yönetiminin ve oyunculukların vasatlığını da ekleyince çok da izlenmese olur filmlerden biri haline geliyor.

Tek artısı bazı yerlerde gerçekten çok salak espriler var ister istemez güldürüyor.

5/10



Ejder Kapanı daha çok seyirciye ulaştı şüphesiz. O da türünde ilk olma çabasında.

Fransız destekli (Luc Besson'ın ekibi gelmiş) Hollywoodvari gereksiz polisiye film. Fransadan her yıl böyle filmler çıkardı, artık Türk film piyasasının hareketliliğiyle türkiyede de çıkacak anlaşılan.

Ama Uğur Yücel'in böyle bir iş çıkarması enteresan. Para kazanmak için deseniz gereksiz para harcanan sahneyle dolu, derinlikli konulara değiniyor deseniz alakası yok. Adalet sistemine hafiften giydir, bir cümleyle doğuda savaşanların travmasına değin ama karakterlerin hepsi havada kalsın, gereksiz araba sahneleriyle süsle, anlamsız seslendirmeler konuşmalarla donat ama iyi aksiyon diye sat.

Gerçekten denmişti iyi değil diye de bu kadar vasat bişey de beklemiyordum. Kesinlikle izlenmemesi gereken bir film.

4/10

(bu da ilk 4/10 notum. düşünün artık)


16 Nisan 2010

Tol Lan!!!

devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi


tol nedir?

ev?
nefret?
deli?
şiir?
ahmet?
intikam?
diyarbakır?
aşk?
kitap?
intikam?
yol?
ismail?
izmir?
ölüm?
şarap?
devrim?

tol nedir?




çözüldün ve utancından ölecek haldesin. adın, ancak dünyanın yarısı havaya uçarsa temizlenir diye düşünüyorsun. zaten durmadan bunu planlıyorsun. birbirinden nafile intikam planlarıyla oyalanıyorsan. kafana kurşunu sıkana kadar da bundan başka bir şey yapacağın yok. geçen sene aldığın o allahlık kırıkkale tutukluk yapmazsa tabii."

  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP