ewan mcgregor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ewan mcgregor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2012

Perfect Sense


Duyular mı duygular mı?



Milliyet gazetesinde haberi okutmak için hazırlanan başlıklara benzedi üstteki yazı.

İnsan hangisi olmadan devam edebilir yaşamına? Duygular olmazsa olur gibi geliyor ama bu film sanıyorum bu savı çürütmek için var. Ya da şöyle: insan oğlu her şarta uyum sağlayabiliyor. Zaten bambaşka coğrafya ve şartlarda yaşamaya devam eden insanlar bunun göstergesi. Ama bu filmde duyularını yavaş yavaş yitiren insanların da hayat uyum sağlaması ama yiten her duyuyla insanlığın da yavaşça yittiğini görebiliyoruz. Ama insanlık ya da duyular gitse de sevginin gücünün yaşayanları nasıl bağlar birbirine hissettirmeye çalışıyor film.

Aslında çok iyi bir film olamayışı burdan geliyor. Hisleri çok iyi aktaramıyor gibi. Yani savlarının maddesel yanlarına yoğunlaşınca duygusal yanı biraz havada kalıyor gibi.

Ama yine de güzel, romantik, izlenilesi bir film.


27 Temmuz 2010

The Ghost Writer

demek ki biyografilerböyle yazılıyormuş.


neyse filmin derdi bu değil zaten. herkes bilir piyanistte bir sahne vardı. yahudi aile fertleri paralarını nereye koyalım diye tartışrıken erkek kardeş ortalığa gazetenin altına koyalım. gözü önünde oalcağına inanmayacakları için oraya bakmazlar diyordu. bu film de sanki öyle. farklı bir şekilde.

büyük stüdyolar amerikan devlet yapısını, pis cia bağlantılarını ortalığa çıkaran filmler çekerken farkındalık mı yaratmaya çalışıyorlar yoksa bizim bu tür olaylara bağışıklık kazanmamızı mı sağlıyorlar. yani ilaç firmalarını eleştiren the international, mission impossible ve costent gardener; mücevheri eleştiren blood diomand, amerika ve cia'yi eleştiren green zone ghost writer gibi filmler büyük yapımlar ve sayıları artıyor. izleniyorlar da. büyük ihtimalle gerçek olan pisliklere değiniyorlar. peki farkındalık yaratıyorlar mı? insanı bir karşı koyma, o tür firmalara karşı gelme dürtüsü uyandırıyorlar mı? Hayır kesinlikle yapmıyorlar. Bence biz böyle aksiyon tadında şeyler izledikçe (bourne serisi de örnek olaiblir) ve haklı adamların pisi pisine öldüklerini gördükçe ve ne olursa olsun sistemi değiştiremeyeceğimiz kafamıza vuruldukça bilinçaltımızda korkak sessiz bireyler oluyoruz. Birey olmak önemli ama sosyal varlık özelliğimizi kaybedersek birlikte hareket etmeyiz ve bir şey başaramayız.

Lang'in Blair benzerliği açıkça belli. Filmin hem amerika hem ingiltereye belli bir miktarda giydirişi de daha 5-10 yıl önceki olaylara dayanıyor. Gerçekleşmesi gerçek hayatta mümkün olmayan bir şekilde sonlanıyor tabi. Polanski tabi ki LAng'in Blair olduğunu reddediyor.

Bu yazının bu filmle direk alakası yok büyük ihtimalle. Ama suya sabuna dokunmadan CIA'in devlet yönettiği (ki bilinen birşey) arka planında verilen aksiyon, İskandinav görsel yönetimi, sonradan neredeyse aziz ilan edilen basiretsiz başbakan anlatılıyor. Sesini çıkaran ölüyor. Film gereksiz uzun süresine rağmen akıcı. Görüntü yönetimi iyi. Oyuncular kalburüstü. Polanskiye soğuğum.

Belki yazdıklarımın hepsi saçmalıktır. Belki de Roman Polanski kendini yakalamak için uğraşıp duran Amerikadan böyle intikam alıyordur. Eliniz her yerde, ben de bunu ifşa edecem diyordur. Sonuçsuz çabasını takdir ediyorum kendisinin.

7/10

Not: Yazarın hayatını izleyecem sanmıştım. Yani ona yoğunlaşacak. Ama öyle olmadı.
Not 2: Kadınlardan korkacaksın arkadaş.

27 Nisan 2010

The Men Who Stare at Goats

"göreceklerinizin çoğu inanamayacağınız kadar gerçek"

ghostbuster'ın gerçek bir olay örgüsüne dayandırıldığını ve Big Lebowski'nin bir Amerikan ordusunda rütbeli subay olduğunu düşünün. Bu film böyle bir şey. Zaten yukardaki açılış cümlesi en başta sizi buna hazırlıyor.

amerikan ordusunun buna benzer bir çalışma yapmış olabilceğine hiç şaşırmadım. herşeyi deneyebilirler savşta kazanmak için. gerçi "yeni dünya ordusu"nun görevi savaşmayı engellemek. savaş karşıtı bir birlik yani. amerikan ordusunda barınamayacak bir birlik yani. barındırmazlar zaten.

Konu ise şöyle. Wilton (Ewan Mcgregor) Yeni Dünya Ordusundan biriyle ilk sayfadan gazetede yayınlanacağını umduğu bir röpörtaj yapar. Tabi ki tutmaz. Hazır gündem Irakken ve karısını onu terk etmişken gidip savaşta atraksiyona girmek ister. Burada karısına dramatizasyon yapma isteği de eklenir. kuveytte biriyle karşılaşır ve beraber ıraka geçmeye karar verir. Ve o adamın eski bir "yeni dünya ordusu" askeri olduğunu öğrenir ve herşey değişir.

Başlarına gelmedik şey kalmaz.

Film iyi mi? Bilmem.
Komik mi? Sanmam.
Sıkıcı mı? Sankim.
İzlensin mi? Yapmam. Tavsiye etmem. Bence gereksiz bir film.
Koyun olursan güden çok olur demek için gereksiz bir çaba. Savaş karşıtlığı da ne olursa olsun Amerikalıların üzerinde sakil duruyor.

  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP