26 Eylül 2011

Şafak Olmuş ConiMoni



O kadar ani bir kararla askere geldim ki nasıl oldu ve 50 gün geçti bilmiyorum. Evet askerlik kötü ve benim için her geçen gün daha kötü bir hal alıyor. Pişman olmama bir var.

Ama ocak sonunda tekrar özgür! olunca sizlerle buradan filmleri paylaşırız diye umuyorum.
Herkese ben yapamazken iyi seyirler (dramatizasyon vol.1)




25 Temmuz 2011

Microphone

crossing the bridge'in peşinden giden bir film.


mikrofon mısırın en büyük ikinci şehri iskendiriyede geçiyor. amerikadaki
eğitiminin ardından dönen kahramanımız ordaki işinin yanı sıra sokak
müzisyenleriyle ilgilenmeye başlar ve onlarla ilgili araştırmalar yapar.
belgesel çeken bir çift bulur ve yeraltı müzisyenleri üzerinden ülkesini ve hayatını
gözden geçirir. 
istanbul film festivalinde altın lale kazanmasına rağmen uzun süresi ve dağınık anlatımıyla beni çok mutlu etmedi açıkcası. yine de farklı müzikler için izlenebilir. 

19 Haziran 2011

The Hangover II

kıyaslama yapılmadan bu filmden bahsedilemez.
birinci daha iyiydi.




bu tabi benim kişisel görüşüm. zaten teknik verilerle konuşmak zor. zira
film eğlenceli yapısından başka bir şey vaadetmiyor. ama illa değinelim dersek bence oyuculuklar vasat ve bazı sahneler çok yapmacık.


bu sefer kafadarlar taylanda gidiyorlar ve yine düğünden bir gece alan sayesinde kendilerini kaybediyorlar. sonrası yine muammalarla dolu. hatırlanılmayan ve boku çıkmış bir gece ve kayıp bir genç (gelinin kardeşi) ve yine onu ararken aşılan sınırların fark edilmesi.

18 Haziran 2011

Kes



Not : Yazının tamamı için üstteki metine tıklayın.

17 Haziran 2011

Özel Tim 2




nasıl yaptımsa bu serinin ilk filmini ters okumuşum.

trop de elite 2 brezilyanın kenar mahallelerinden başlayarak tüm politikanın ve içinin çürümüşlüğüne sert bir tokat atıyor. bunu yaparken de kan akıtmaktan geri durmuyor.

özel tim komutanının bürokrasiye girişiyle işlerin iç yüzünü daha rahat görmesi ve ezeli düşmanı sosyalist aktivist vekille olayları ortaya çıkarmasını konu alıyor. tabi işleri bozulan politikacıların ve godaman polis şeflerinin pisliklerinin sınır tanımazlığı bol aksiyonla birlikte aktarılıyor.

uzun süresine rağmen sıkmayan bir film özel tim 2. izlenecekse hoolyywood aksiyonlarına tercih edilebilir.

7,5/10

Route Irish

"hayal kırıklığı değil öfke hissedin"


Irak Savaşının artık oturma odamızda olduğunu söyleyen yönetmen dünyanın her yerindeki ezilmiş tarafa eğilmeye devam ediyor. Daha önce İspanya iç savaşı ve Meksikalı göçmenleri konu olmuştu. Şimdi de ırak ve büyük şirketlerin para uğruna hayatları hiçe sayışını konu alıyor büyük usta.




Fergus kendisiyle birlikte Irak'a götürdüğü arkadaşının ölümünün ardından "yanlış zamanda yanlış yerde" olduğuna inanmaz ve araştırınca büyük şirketler ve insanlıktan nasibini almamış insanların hesabını kesmeye karar verir.




Film gerek kurgusu gerek hareket oranının yüksekliği ile farklı bir Loach filmi. Eleştiri dozu ise çoğundan yüksek. Ama klişeleri yıkan yapısı ile gönülleri fethediyor. Kendi ipini kendi çekecek kadar cesur adamların hikayesi.




Not: filmde tek dikkat çeken şey; Loach için fazla ölümün olması hatta bazı ölümleri bizim isteyecek hale gelmemiz ve bunların rasyonelleşmesi.









15 Haziran 2011

Source Code

beklentileri kesinlikle karşılamıyor.



2011'in beklenen filmleri listesindeydi ama beklediğim gibi çıkmadı.
vaadettiği gibi groundhog day, matrix, deja vu gibi filmleri referans alsa da onlardan özgün bir şey tam oalrak yaratamıyor maalesef. orta sınıf bir hollywood aksiyonu olailbiyor sadece.

duncan jones moon'daki gibi bireyin kolay harcanabilmesinin ne kadar kötü olduğunu ve herkesin biricik olduğuna değinmiş. genele bakmaya başlasa ve altmetni biraz daha doldursa iyi olacak gibi.

mantık hataları da cabası.
beyin kayıtları aracılığıyla soktukları asker elemanın gidip görmediği yerleri nasıl görüp öğreniyor. yani tuvaletin üstündeki havalandırmayı nasıl açıyor mesela.

6/10

My Name is Joe



joe tipik bir erkek. kaybetmeye mahkum olanlardan. o yüzden de bizden zaten. hayatında gerçek hatalar yapamasa da doğrulara ulaşamayan biri joe. çünkü kendini düşünmeyen biri.
kendini düşünmezsen kendi doğrularına ulaşamazsın joe.
hey joe! o kadınla ne yapıyorsun?
hey joe! o çocukla ne işin var?!
hey joe! gitmen gerek hemen!!
tek başına!!

8,5/10

27 Mayıs 2011

Post Mortem


ili'de pinoche darbesi öncesi ve ilk günlerini anlatan filmde asosyal morg görevlisi abimiz karşı komşusuna takıntılı şekilde vurgundur ve onunla görüşmeye çalışır. tam bir şeyler oalcak sanarken darbe oluverir ve ailesi komünist olan kız saklanmak zorunda kalır. morg görevlisi de onu saklar.

şimdi bu filmi en kötü anlatma şekliydi. ama film darbeyi öyle bir arka plana koyup takıntılı bir adamın hikayesini anlatıyorki bize bir an için afallamamak mümkün değil. ama sonra düşününce darbenin hayatlara nasıl malolduğunu görüyoruz (ya da ben çok pis kuruyorum). dünyaya tamamen tepkisizken kendisine varmayan kadını başkasının kollarında görürken bir yudum su verdiği için ve aldatıldığını düşündüğü için o kadını öldürüşü ve kapattığı kömürlüğün önüne bitmeyen bir hınçla eşyları yığışı devletin izlediği politikanın nerdeyse aynısı gibi geldi bana. ya da ben hiç jop yemedim.

16 Mayıs 2011

scream 4


Gerçek bir sinema şöleni!


Filmin kendi -yani korku kısmı- çok iyi mi bilemem. Çok sevmediğim için korku filmi izlemem. Vasat filmler olurlar genelde. Ama Wes Craven tekrardan koltuğa oturmuşsa ve benim doldurmam gereken 2 saatim varsa gidip izleyeyim dedim. Hiç pişman olmadım.

Öncelikle son zamanlarda en çok güldüğüm filmlerden olduğunu söyleyebilirim. Bu filmin sçama olmasıyla alakalı falan değil. Sürekli korku filmlerine, devam filmlerine, kendi filmlerine ve diğer pek çok filme sert göndermeleriyle beni koca salonda tek başıma kahkahalara boğdu.

Suspiria'dan tutun da Saw serisine, ölmeyen polis Bruce Willis'e kadar eğlence dozunu arttıran diyaloglar vardı. Oyunculuk performansları çok iyi değil belki ama amaç o da değil zaten. Şaşkınlık yaratmayı başaramayan ve belki biraz sünen sonu sıkıcı da olsa ben bu filmde eğlendim.

Çok kişinin tercih etmeyecek olmasını anlasam da şans verilirse değerlendirecek bir film bence.

7/10








12 Mayıs 2011

Flipped

Bu filme "Ay çok tatlı yaa!" diyecek kız sayısı çok fazla. Erkek sayısı da.


hani filmler vardır, ahım şahım değildir. gösteriş yoktur hatta eksik aksayan bölümleri vardır. karakterler betimlense de içine giremeyiz falan. normalde bunu da sevmeyiz. her şey kitabına uygun olsun isteriz.

aslında biz içimizi ısıtacak şeyleri seviyormuşuz ve soğuk bir filmden bu teknik zırvaları bekliyormuşuz. bu film istediği kadar aksasın ve hatta isterse net bir konu işlemesin. önemli değil. çünkü bu film insana güzellik, hoşgörü ve sevgi aşılıyor. sayesinde bir süre mutlu mutlu dolaşıyorsun. sonra seni mutlu eden bir şey olmadığını fark ediyorsun son zamanlarda. bu filme daha sıkı sarılıyorsun.

filmde çocukluk yıllarında karşılarına taşınan bryce'a ilk görüşte aşık olan julie'nin ilk gençliğine kadar ona olan tutkusu ve bryce'ın tepkilerini (tepkisizlik ya da kaçışları da denebilir) izliyoruz. Aslında bu haliyle klasik bir çocuk ya da aile filmi gibi duruyor. Ama Rob Reiner'in önemli katkısı olayları Rashomonvari bir havada her iki karekter açısından da sırayla anlatması.

Ayrıca böyle bir filmde Amerikan banliyö hayatını eleştirişi ise altm etni doldurmak açısından yararlı.

Seviglinizle alın izleyin efendim. Olmadı annenizle.

8/10

11 Mayıs 2011

I Soliti Ignoti

öncelikle inanılmaz eğlenceli bir film.


Birbirinden alakasız karakterlerin bir araya gelip bir soygun yapmaya çalışması ve sonrasında hayatlarının yine bambaşka yönlere savrulmasını anlatan bir film.

filmde çalışmanın kötülüğü üzerine dizilen sözlerden sonra aşık olmamak elde değilse de farklı konulardaki taşlamaları da gayet başarılı. yani alt metni doldurmuş demek doğru olacaktır.

bazı kurgusal hatalar olsa da (tek kadın soyguncunun ayrıldığı eski sevgilisi ölünce sebepsiz ortadan yok oluşu gibi) bazen kolaya kaçtığı düşünülse de oldukça eğlenceli (bu yıl en çok güldüğüm film açık ara) ve hareketli.

Şiddetle tavsiye edilir.

Not : Film her biri başka özelliğiyle soyguna katkı sağlayan adamlardan oluşmasıyla Ocean's Eleven'a öncülük yapar gibi. Bob Le Flambeur'un eğlencelisi gibi yani.

08 Mayıs 2011

Incendies



içinize düşürdüğü ateş köz olacağına her geçen saniye büyüyerek sizi sarar.
bu durumda ateşe sarılmak en iyisidir çünkü dünya ateşten çok daha fazla canınızı acıtacaktır.

Wild Target

Çok zamanın varsa







Son 2 ayın en sıkıntılı gününde izlenmiş bir film olarak kendisine saygım sonsuz. Öyle boktan bir ortamda bile izletti kendini. Elimde başka alternatif olmayışı etkiliydi belki.



Hareketli eğlenceli ama pek orjinal olmayan bir film. Bir seri katil, sahte tablo satılarak dolandırılınca tutulur. İşinin en iyisi olan katilimiz tabloyu satan kızı görünce birden değişiverir ve tersine bir kovalamaca başlar.



Renkli ve sıkıcı değilse de ancak bol zamanı olanlara göre bir film diyebilriim.


6.5/10


05 Mayıs 2011

Kaybedenler Kulübü




"kaybedenler kulübüne üye olmak pahalı bir şey, önce sahip olacaksınız sonra sahip olduklarınızı kullanmaya devam edecek ama öte yandan loser takılacaksınız, mesele bundan ibaret." *






özelliğini çözemediğimiz bir aşkın sebepsiz giriş ve çıkışı olsun, televizyon dizisi tadında -radyo konuşmaları hariç- replikler olsun, teknik olarak vasatı aşamayışı olsun ve en son atilla dorsay'ın bu filme 4 yıldız verişi ile sevilmesini anlamadığım filmdir. illa kaybeden birilerini arıyorsak piçi okumak daha yerinde olacaktır.

  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP