07 Nisan 2009

Amerikan Komedisi - Depresyona Bire Bir

Kötü film izlemeyi ne zaman alışkanlık haline getirdim. Ne zaman kötü film sayısı iyi film sayısını geçti bilmiyorum. Eski sinema tutkusundan eser yok şimdi. Film arşivim bir arkadaşımda ve geçen gün o çantalardan birine göz gezdiririken izelediğim filmleri hatırlayınca kendimden utandım. 

Dün gece de öyle. Canım sıkkın ve ben kurtulmak için kötü filmler izliyorum. Ve daha kötü oluyorum. Evet, anlık gülüşmeler mutlaka var. Ama istediğim şey gerçekten "How to lose friends and alienate people" ya da "Yes Man" mi?
Tersine bir kırılma umudu taşıyorum. Gayem bu aralar bunu gerçekleştirmek. Bilgisayar başında sandalyede izlemek buna nedendi, sanıyorum bunun da çaresine beni düşünen biri bakacak.  Artık bahanem yok. Hafta itibariyle biraz daha eli yüzü düzgün şeyler izleyecem. Yeter artık, değil mi?

Neyse dün geceki iki film eğlenceli olmanın ötesine geçemeyen filmlerdi. 

How to lose friends and alienate people

Eskiden kırsaldan büyükşehire gelenlerin uçuk hareketlerinin kendini beğenmş amerikalılar tarafından nasıl yadırgandığını bu arada olmayacak bir kıza aşık olduğunu ve bu avanak yükselince eni sonu bu kızla birlikte olduğunu izledik ya. İşte bu filmde farklı olan tek şey adamın kırsal değil de İngiltere'den gelmesi. Ordan gelenlere köylü muamelesi yapılıyor demek ki.
Klişeler yumağı bir film. 2-3 sahneden öteye geçemeyen eğlence ve bolca zaman kaybı.
Ayrıca Hollywood aşçı olmak isteyen insanlardan sonra şimdi de dergide çalışmak için çırpınan insanları konu alıyor. Acaba dergi sektörü battığı için mi bu yardımlaşma. Baksanıza Devil Wears Prada, Confession of a Shophofolic vb. tonlası. İyi körler sağırlar birbirini ağırlar durumu olmuş.
6/10

YES MAN

Yes Man gecenin iyi komedisi aslında. Hayatı kendine zindan eden Carl "Evet" demeyi öğrendiği hatta bunu düstur haline getirdiği bir konferanstan sonra herşeye evet demeye başlar. Bu sayede herşey yoluna girmeye başlar. Biriyle tanışır, arkdaşlarıyla arası düzelir, mutlu olmaya ve işinde terfi almaya başlar. Sonra klişemiz neydi hatırlayalım? Önce kötü olur gibi oluyor bir şeyler, ama sonra? Da daa : Mutlu son!
Neyse klişelerinin en büyüğü Jim Carey'in eski salak ile avanakdaki haline dönmesi de olsa keyifli ve sıkmayan bir filmdi. Tavsiye edilir hatta. 100 dakika gelir gider. İlk filme göre de az sıkar. Neyse uzatmayayım.
7/10

Not: Hani ikisinden de nefret etmiştim? Aslında filmlerden nefret etmiyorum sanırım.

6 yorum:

feyk 7 Nisan 2009 22:23  

bir geyik vardir ya, en kotu kitapdan bile bisey ogrenilir gibisinden. filmlerle ilgili de bu mantigi izleyebiliriz aslinda. yani, ne bileyim. ben, en kotu filmde bile meme gorunce mutlu oluyom.

misal, yes mande, sanirim meme gormuyoduk ama yine de ben o hatunu cok seviyom. flakeste de cok guzeldi. film, benim icin de 7/10luk bi filmdi.

ha, dergide calisma durumu da, daha uzun suredir var sanki yahu. ayrica, yazdigin iki film de, kitap uyarlamasi oldugundan oturu, olayin holivuuddan kaynaklanmadigini dusunuyorum. ha, holivud seciyo hangi kitabin film yapilcani dersen, bilemicem.

iki filmi de izlemedim -devil viyırs prada ve konfeşins of e şopofolik- ama ikisinin de kitaplarini okudum -nieyse- ve olayin dergide calismaktan ote, tuketime inanilmaz derecede yonlendirmek amacli oldugunu dusunuyorum.

bi de, bence cim kerri cok guzel herri potir olmustu. ben o sahnede gulmustum.

bi de. biri beni durdursun.

feci sacmalayasim var daha bu yazi ve konu uzerine.

Porco Rosso 7 Nisan 2009 22:28  

nasıl o filmler dergicilik üstüne değilidyse benim yazımda filmler hakkında değildi sanırım :)

fakeangel 7 Nisan 2009 22:46  

o zaman, hep birlikte, caresine bakilmasini, ve daha eli yuzu duzgun filmler izlemenizi dileyelim.

hayir, su an eli yuzu duzgun seyler yazmiyorsunuz demek degil amacim.

sadece, nefret etmemeniz, sevdiginiz anlamina gelmiyor. ve kotu film, biraz da olsa sikar insanin canini.

Travis 13 Nisan 2009 10:14  

bir amerikan komedi filminde oynayan, ingiliz komedyen , "How to lose friends and alienate people" filminin başrol oyuncu Simon Pegg'in kendi yapımlarını tavsiye ederim.
"Shaun Of the Dead" ve " hot fuzz" filmlerinin yanında 7 şer bölümden oluşan ve 2 sezon olan "Spaced" dizisi.. toplam 14 bölümle bile en iyi dizilerim listesine eklediğime göre bir hayli güveniyorum sanırım ben Simon Pegg'e :)

http://sigarayaniklari.blogspot.com/2009/03/simon-pegg.html

Porco Rosso 14 Nisan 2009 00:16  

evet. "Shaun Of the Dead" ve " hot fuzz" iyilerdi. aslında sadece ölülerin şafağı iyiydi.

fakeangel 17 Nisan 2009 16:21  

hot fuzz cok tirtti bence.

  © Blogger template 'Isolation' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP